Küresel Yeşil Yeni Düzen: Yeşil Ekonomi
Birbiri ardına yaşanan petrol, gıda, iklim değişikliği ve son olarak da finansal ve ekonomik krizlerin, geçen yüzyıla ait her türlü spekülasyona açık küresel ekonomik sistemin denetimsizliği ve ülkeler arası işbirliğinin yetersizliğinden kaynaklandığı kanaati yaygınlaşmaya başlamıştır.
Bu küresel klasik ekonomik düzen günde iki doların altında yaşamaya mahküm
2,6 milyar yoksul yarattığı gibi, doğal kaynakların kontrolsüz kullanımına ve küresel iklim değişikliğine de yol açmıştır.
Bugün hayati bir seçenekle karşı karşıyayız; günlük geliri iki doların altında olan
2,6 milyar insanı yoksulluktan kurtarmak için, enerji kaynağı olarak karbona dayalı bu sistemle, daha fazla otomobil, demir-çelik, Tv, PC ,GDO’lu ürün, tarımsal kimyasallar vb üretmeye devam mı edeceğiz?
Yoksa, daha fazla istihdam kapasitesi yaratarak refahı yaygınlaştıracak, yoksulluğu azaltacak ve küresel iklim değişikliğini önleyerek ekosistemi ve biyolojik çeşitliliği koruyarak insanlığın geleceğini güvence altına alan yeni yeşil bir ekonomik sisteme mi geçeceğiz.
Son otuz yılda küresel ekonomi ikiye katlanmış fakat, doğal kaynakların % 60’ ı geriye döndürülemeyecek şekilde tüketilmiş ya da tahrip edilmiştir. Çevrenin korunmasına yönelik toplam yatırımlar ise yılda 10 milyar doları geçmemiştir.
Buna rağmen halen iki milyardan fazla insan günlük yaşamını idame ettirebilmek için elektrik, petrol ya da gaz kullanamamakta, yakacak ihtiyacını biyokütle kaynaklarından(orman ve biyolojik atıklardan) karşılamaya devam etmektedir.
Geçen 300 yıllık dönemde insan kaynaklı faaliyetler nedeniyle orman alanlarının
% 40’ı kaybedilmiş, doğanın toplam fotosentez kapasitesi bu nedenle azalmış ve sera gazlarının % 20 oranında artmasına yol açılmıştır.
Trilyonlarca dolar teşviklere rağmen daha çok yoksulluk ve eşitsizlik yaratan, başta insan olmak üzere, canlıların yaşam alanı olan ekosistemin geleceğini tehlikeye atan, sürekli krizler yaratan bu düzenin daha fazla sürdürülemeyeceği anlaşılmıştır.
Birleşmiş Milletler Örgütü,sürekli küresel sorun yaratan bu ekonomik düzen yerine, uzun süren araştırmalar sonunda yeni bir ekonomik yaşam düzeni önerme kararı almıştır.
“Global Green New Deal” adı altında önerilen bu “Küresel Yeşil Yeni Düzen”; çevre odaklı, yaşam mekanımız olan binalarla enerji verimliliğini esas alan, yenilenebilir enerji ve atıkların yeniden değerlendirilmesi alanında istihdam yaratıcı, organik tarım ağırlıklı ve ülkeler arası dayanışma ile yoksulluğu azaltmayı öngören yeni bir toplumsal işbirliği önerisidir.
Birleşmiş Milletler Örgütü, önerdiği küresel yeşil düzenin hayata geçirilebilmesi için uluslar arası işbirliği ile yatırımların aşağıdaki alanlara yoğunlaştırılmasını beklemektedir. Bu alanlar:
1-Sürdürülebilir kentleşme için yeşil binaların tesisi-tüm eski ve yeni yapılacak binalarda enerjinin etkin ve verimli kullanılmasıyla birincil enerji tüketimini (fosil kökenli yakıtları) dolayısıyla CO2 salımının azaltılmasına yönelik her türlü yatırımlar,
2-Rüzgar, güneş, jeotermal ve biyokütle gibi yenilenebilir enerji alanları,atıkların yeniden işlenmesi ve kullanılması,
3-Hibrit ve alternatif yakıtlı araçlar, yüksek hızlı raylı sistemler, toplu taşımacılık ve deniz yolu taşımacılığı,
4-Yerküremizin altyapısını oluşturan toprak, tatlı su kaynakları, orman ve balıkçılık sahalarının geliştirilmesi ve korunması ve sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik yatırımlar,
5-Organik tarımı önceleyen sürdürülebilir bir tarım için gerekli tüm önlem ve yatırımların yapılmasıdır.
Bu programın hayata geçirilebilmesi için küresel bazda 750 milyar dolar civarındaki yıllık yatırımın yeterli olacağı belirtilmektedir.
Bu miktar yıllık küresel hasılanın (GDP) sadece % 1’ i kadardır.
Bu beş yatırım alanın neden önerildiği konusunda aşağıdaki gerekçeler ileri sürülmektedir:
Birincil enerjinin % 40’ı binalarda tüketilmekte ve küresel iklim değişikliğine yol açan sera gazı salımının da % 30-40 binalardan kaynaklanmaktadır.
Diğer taraftan inşaat sektörü, yoğun istihdam sağlayan sektörlerin başında gelmektedir. Bu sektörde yaklaşık 3 trilyon dolarlık yıllık kaynak kullanımı vardır. Son yaşanan küresel finansal ve ekonomik krizden en fazla bu sektör olumsuz etkilenmiş, pek çok kişi işini kaybetmiştir.
Bu sektörde enerji kullanımı performansını artırmak için yapılacak yatırımlarla, çevre dostu yeşil binalarda yaşanmaya başlandığında; yeni yeşil iş alanları açılacağı, önemli miktarlarda birincil enerji tasarrufu sağlanacağı , C02 emisyonu azaltılacağı gibi, küresel ölçekte 111 milyon yeni ve sürdürülebilir istihdamın yaratılacağı hesaplanmaktadır.
ABD’ de ekonomik krizden kurtulmak için bütçeye konulan 900 milyar dolar desteğin 100 milyar dolarının yeşil ekonomi alanında yapılmasına karar verilmiş ve böylece iki milyon ilave istihdam yaratılacağı öngörülmüştür.
Obama Hükümeti kamu binalarında mevcut enerji tüketimini % 20 azaltma yönelik kararlar almış ve yıllık 9,4 milyar dolar tasarruf sağlamayı hedeflemiştir.
Artan enerji talebinin karşılanabilmesi için ülkelerin 2025 yılına kadar toplam 45 trilyon dolar yeni yatırım yapmaları gerektiği hesaplanmıştır. Bunun yaklaşık 630 milyar dolarının yenilenebilir enerji alanında olacağı öngörülmektedir.
Toplam 45 trilyon küresel yatırım içerisinde yenilenebilir enerji için ayrılan pay çok küçüktür. Buna rağmen 2 milyonu rüzgar enerjisi, 6 milyonu güneş enerjisi ve
12 milyonu biyokütle üretimi ve işlenmesi alanında olmak üzere, yenilenebilir enerji alanına yapılacak 630 milyar dolarlık yatırımdan yılda 20 milyon yeni istihdam beklenmektedir.
Halen çoğu KOBİ karakterindeki işletmelerde, sıhhi amaçlı termal sıcak su sistemleri üretim alanında (güneş kolektörleri ve aksamı) yaklaşık 600 000 kişi, güneşten elektrik elde etmede(PV ve aksamı) 170 00 kişi ve rüzgar enerjisi sektöründe
300 000 kişiye istihdam sağlanmaktadır.
Başta Brezilya olmak üzere, Almanya ve Çin ‘de biyoetanol, biyodizel ve biyogaz üretim alanında 1,2 milyon kişi istihdam edilmektedir.
Çin‘de yenilenebilir enerji sistemleri üretim sektörünün yıllık hasılası 17 milyar dolar ve istihdamı 1 milyon kişidir.
Almanya’nın yenilenebilir enerji sistemleri pazarı büyüklüğü 240 milyar dolar olup, yarattığı istihdam 250 000 kişidir.
Birleşik Krallık 2020 yılına kadar 3000 off-shore ve 4000 karasal rüzgar türbini için 100 milyar dolar yatırım ve 160 000 yeni istihdam yaratmayı planlamıştır.
Hindistan yeşil düzende 2025 yılına kadar 900 000 bin yeni istihdam sağlayacak yatırımlar planlamaktadır.
Nijerya gıda yetersizliğine rağmen, kasava ve şeker kamışından etanol üretmek için 200 000 yeni istihdam yaratacak yatırımlar yapmaya hazırlanmaktadır.
Bangladeş’te mikro kredi uygulamaları ile, elektrik enerjisinin gitmediği kırsal alanlarda, konutlarda PV uygulamalarına verilecek destekle 20 000 yeni istihdam yaratılmaya çalışmaktadır.
Petrol ve gaz sektöründe doğrudan küresel istihdamın sadece 2 milyon civarında olduğu dikkate alınırsa, enerji alanında yeşil ekonominin ne karar istihdam yaratıcı bir alan olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) yenilenebilir enerji projelerini desteklemek amacıyla aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 12 ülke için 1,3 milyar dolar bütçe ayırmıştır. Türkiye için ayrılan kaynak 200 milyon dolardır.
Türkiye Sürdürülebilir Enerji Finasmanı Kredisi (TurSEF) adı altındaki bu kredi için Akbank, Denizbank, Garanti Bankası ve Vakıflar Bankası aracılık etmektedir.
Dünya araç parkının 2050 yılında % 90’nı OECD ülkeleri dışındaki ülkelerde olmak üzere bugünkü sayısının 3 katına çıkacağı öngörülmektedir.
Bu sektörün yıllık büyüklüğü 1,9 trilyon dolar olmasına rağmen, yarattığı doğrudan istihdam kapasitesi sadece 4,4 milyon kişidir.
Bu sektörde kilometre başına yakıt tüketimini yarı yarıya azaltacak teknoloji projelerine de önemli yatırımlar yapılmaktadır.
Klasik fosil yakıtlı araçlar dışında, hibrit ve alternatif yakıtlı araçların üretimi için küresel bazda 4 milyon doğrudan, 19 milyon dolaylı olmak üzere toplam 23 milyon yeni istihdam yaratılacağı planlanmaktadır.
Bu gelişmeler sağlandığında ulaşım sektöründe yılda 6 milyar varil daha az petrol tüketileceği ve atmosfere 2 milyar ton daha az C02 salınacağı hesaplanmaktadır.
ABD tüm eyaletlerinde ulaşımda yüksek hızlı tren kullanımının yaygınlaştırılmasıyla önemli enerji tasarrufu sağlayabileceği gibi 250 000 yeni istihdam yaratılacağını planlamıştır.
Hindistan halen demiryolu ulaşım sektöründe 1,4 milyon kişi istihdam etmektedir. Hızlı tren uygulamaları ile bu sayıyı katlamayı planlamaktadır.
Güney Kore gelecek 3 yılda hızlı tren için yapacağı 7 milyar dolar yatırımla 138 000 yeni istihdam yaratacağını açıklamıştır.
Sağlıklı içme ve kullanma su pazarının büyüklüğü 250 milyar dolar kadardır. Bu sektörün büyüklüğünün 2020 yılına kadar 660 milyar dolara ulaşacağı beklenmektedir.
Birim yatırıma karşılık önemli istihdam yaratacağı ve sağlık harcamalarında önemli tasarruflar sağlayacağı halde, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin çoğunda bu sektörde yatırımlar yetersizdir.
Özellikle Afrika’da Sahra Altı bölgede yatırım eksikliği nedeniyle çok ciddi su yetersizliği yaşanmaktadır.
Gıda güvenliğinin sağlanması ve ekosistem üzerindeki aşırı baskının hafifletilmesi
için tarım sektörüne daha fazla yatırım yapılması gerektiği ortak kabul gören bir gerçektir.
Kırsal kesimden kentlere göç devam ettiği halde, tarım hala dünyada istihdamın
% 40’ını sağlamaya devam etmektedir ve diğer sektörlerin potansiyel bir işgücü kaynağıdır.
Alışılagelmiş tarımın desteklenmesi için yılda 300 milyar dolardan daha fazla kaynak kullanılırken kırsal kesimde beklenen refah artışı sağlanamamıştır.
Organik ya da organiğe yakın iyi tarım uygulamaları gelişmekte olan ülkeler açısından gerek ekonomik, gerekse istihdam kaynağı olarak önemli bir gelecek vaat etmektedir.
Organik tarım uygulamaları konvansiyonel tarıma göre % 30 daha fazla istihdam yaratma kapasitesine sahiptir
Ayrıca organik tarımda daha az girdi kullanıldığından enerji tasarrufu ve sera gazı salımının azaltılması avantajı söz konusudur.
BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) nün tespitlerine göre, organik tarım uygulamalarında konvansiyonel tarım uygulamalarına göre % 40-68 daha az CO2 üretilmektedir. Ayrıca hektar başına 3-8 ton daha fazla karbon bağlanabilmektedir.
Meksika’da 2007 yılında organik tarım sayesinde bir yılda 170 000 yeni istihdam yaratılmıştır.
Halen 140 ülkede çeşitli düzeylerde organik tarım uygulaması vardır ve küresel ticaret kapasitesi 27 milyar dolara ulaşmıştır.
1990’dan günümüze kadar ülkeler ve bölgeler arası yaşanan 18 şiddetli çatışmanın temel nedeninin doğal kaynakların paylaşımı sorunlarından kaynaklandığı saptanmıştır.
Örneğin, Liberya, Angola ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti komşuları arasında uzun yılladır devam eden çatışmaların nedeni, kereste sağlamaya yarayan orman alanlarının ve yakın petrol sahalarının paylaşılamamasından kaynaklanmıştır.
Sudan-Darfur’da ki çatışmaların ana sebebi, küresel iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan kuraklığın yol açtığı gıda yetersizliğidir.
Bangladeş’te yaşam alanları su altında kalan 30 milyon yoksul insanın geçiminin nasıl sağlanacağı küresel bir sorun haline gelmiştir.
Sınıraşan suların hakkaniyetli paylaşımının yapılamaması da çatışmalara yol açmaktadır.
Birleşmiş Milletler Örgütü, bugün yaşadığımız ve geçen yüzyıla ait küresel çevre ve ekonomik sorunların yine geçen yüzyıla ait klasik yöntemlerle çözülemeyeceği bakış açısıyla “Küresel Yeşil Yeni Düzeni”, diğer bir deyişle “Yeşil Ekonomi”yi küresel bir çözüm önerisi olarak ilgililerin dikkatine sunmuştur.
Gelişmiş ülkelerin kendi ülkelerinde ya da gelişmekte olan ülkelerle ortaklaşa yapacakları yenilenebilir enerji, yeşil binalar,atıkların değerlendirilmesi, organik tarım, balıkçılık , sulak alanların ve orman alanlarının geliştirilmesi,yeni nesil hibrit ve alternatif yakıtlı araçlar,hızlı tren ve toplu taşımacılık yatırımları ve fosil yakıtlara olan bağımlılığın azaltılmasıyla yeni yeşil ekonomik bir düzenin kurulabileceği ümit edilmektedir.
Yusuf Zeren, Prof.Dr.
Mersin Üniversitesi
Yararlanılan Kaynaklar:
www.unep.org/Documents

