Karadeniz Bölgesindeki Mevcut ve İnşaası Planlanan Hes Projelerinde Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri
“Baraj” suyu toplama, sulama ve elektrik üretme amacıyla akarsular üzerine yapılan bent olarak tanımlanmaktadır(1). Barajlar su gereksinimini karşılamak amacıyla kullanılmakta, selleri azaltarak veya önleyerek mevsimlere göre düzensiz dağılan su kaynaklarının verimli kullanılmasını sağlar(2).Su kaynaklarının korunumu projeleri kapsamında barajlar su temini, sulama, taşkın kontrolü, hidroelektrik enerji üretimi, ulaşım, eğlence, kirlilik azalımı, endüstri gereksinimi, balıkçılık, faunanın korunumu, tuzluluk kontrolü ve yeraltı sularının beslenmesi gibi amaçlara yönelik olarak inşa edilir(3). Bu amaçlara ulaşmak için su akışının düzenli ve kontrollü olması gereği, baraj göllerinin ve baraj yapılarının yaratılmasının en önemli sebebidir.
Baraj yapılarının inşa edilmesinin sebeplerinden biri de enerji üretimidir. Dünya elektriğinin beşte biri barajlardan sağlanmaktadır(4). Dünya üzerindeki barajların büyük bir çoğunluğu hidroelektrik enerji üretimi için kullanılmaktadır. Barajların hidroelektrik enerji üretimi amacıyla kullanımı 1890’lara kadar uzanmaktadır. 1900’lü yıllarda ise dünya üzerinde yüzlerce baraj mevcuttur. Günümüzde 150 ülkede kullanılan hidroelektrik santrallar, dünya toplam enerji gereksiniminin % 19’unu karşılamaktadır(5). Dünya hidroelektrik enerji üretiminin % 50’si ABD, Brezilya, Çin, Kanada ve Rusya tarafından üretilmektedir. Dünya elektrik enerjisinin beşte biri ve dünya ülkelerinin üçte birinin elektrik gereksinimi % 50 HES yapılarından karşılanmaktadır. Dünyada 24 ülkede toplam ulusal elektriğin % 90’ının ve 63 ülkede % 50’sinin hidroelektrik santrallarden elde ediliyor olması bu yapıların enerji sağlamada önemini göstermektedir.(6)
Günümüzde tablo yukarıda anlatılan şekilde olmakla beraber, dünyanın hemen hemen her noktasında yüzyıllardır yoğun bir şekilde geleneksel kaynaklar olarak adlandırdığımız petrol, kömür, doğal gaz gibi fosil kökenli enerji kaynakların kullanılmaktadır. Oysa bu kaynakların büyük oranda çevresel kirlenmeye neden olduğu artık bilinen bir gerçektir. Bilim adamları fosil yakıtların havayı, suyu, toprağı nasıl kirlettiğini, ozon tabakasının delinmesi nedeniyle yaşanan küresel ısınmanın dünyanın sonunu nasıl getirdiğini hep platforma anlatıyor ve birebir aktarımıyla “Bu tehlikelerden korunmak için kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların kullanımına sınırlamalar getirmeli; enerji ihtiyacımızı hidroelektrik, güneş, rüzgâr, jeotermal ve biyokütle enerjileri gibi yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılamaya çalışmalıyız. Bu sayede hem döviz kaybımızı azaltacak hem de sağlığımızı ve doğayı korumuş olacağız” diyorlar.Bu kapsamda, dünyanın bilinen en eski ve yaygın temiz enerji üretim kaynaklarından biri olan hidroelektrik potansiyelinin azami seviyede kullanılması artık global bir mesele halini almıştır.
Ülkemizdeki brüt hidroelektrik potansiyel 433.000 GWh/yıl, teknik potansiyel 216.000 GWh/yıl ve ekonomik potansiyel ise 127.381 GWh/yıl dır. Türkiye’nin 433.000 GWh/yıl olan brüt potansiyeli Dünya’nın toplam potansiyelinin % 1 ‘i, Avrupa’nın toplam potansiyelinin % 16’sı civarındadır. Ülkemizdeki elektrik tüketimi ise her yıl % 8-10 arasında artış göstermektedir . Brüt potansiyel, mevcut düşü ve ortalama debinin oluşturduğu potansiyeli ifade etmektedir. Brüt hidroelektrik enerji potansiyeli topoğrafya ve hidrolojinin bir fonksiyonudur. Teknik potansiyel, bir akarsu havzasının hidroelektrik enerji üretiminin teknolojik üst sınırını göstermektedir. Uygulanan teknolojiye bağlı olarak düşü, akım ve dönüşümde oluşabilecek kaçınılmaz kayıplar hariç tutulmaktadır. Ekonomik potansiyel, bir akarsu havzasının hidroelektrik enerji üretiminin ekonomik optimizasyonunun sınır değerini gösteren, gerek teknik açıdan geliştirilebilmesi mümkün, gerekse ekonomik yönden tutarlı olan tüm hidroelektrik projelerin toplam üretimi olarak tanımlanabilir. (8)
Yukarıda da açıkladığımız üzere dünyanın hemen her noktasında, elektrik üretimi için, yüzyıllar boyunca geleneksel kaynaklar olarak adlandırdığımız petrol ve kömür gibi fosil yakıtlar kullanılmış ve bunların yakılması neticesinde elektrik enerjisi elde edilmiştir. Ancak bahsi geçen yöntemleri kullanmak suretiyle elektrik üretimi hem girdinin sınırlı ve pahalı olması hem de yakma methoduyla üretim yapılmasının çevreye zarar verici nitelik taşıması gerekçeleriyle artık tercih edilmemektedir.
Bu sebeplerle dünyanın medenileşmiş ülkeleri alternatif ve yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih etmektedirler. Nitekim bugün itibariyle 185 ülkenin taraf olduğu Kyoto Protokolü’nün 1997 yılında imzalanmasının altında yatan temel gerekçelerden biri de bu saiktir. Bu kapsamda, yenilenebilir enerji kaynaklarının en yaygın olanlarından biri olan hidroelektrik üretimine ilişkin santrallarin en öncelikli avantajı, bu tesislerin çevre dostu olmasıdır. Zira hidroelektrik santrallar yenilenebilir enerji kaynağı olan su ile enerji ürettikleri için en önemli çevresel avantajları sera gazı etkisi yaratmamasıdır. Ayrıca karbon emisyonları düşük olup, asit yağmuru problemleri yok denecek kadar azdır(9). Dünyada ekonomik olarak yapılabilir hidroelektrik üretim potansiyelinin yarısının bile geliştirilmesi, sera gazı emisyonlarının % 13 oranında azalmasını sağlayacaktır(10). Hidroelektrik santralların; akarsularla oluşan erozyonun önlenmesinde, önemli bir faydası vardır. Türkiye’deki akarsuların eğimi fazla olduğu için akarsular yoluyla erozyon ciddi tehlike arz etmektedir. Hidroelektrik santrallar amacıyla yapılan barajlar ve bentler suyun hızını keserek erozyonu önemli ölçüde durdurabilmektedir.
Diğer bir önemli avantajı ise, özellikle ülkemiz gibi enerjisini dışarıdan alan ve bu sebeple öz kaynaklarını bu yolda harcamak durumunda olan ekonomilerde, ülkenin kendi öz kaynaklarının ve milli servetinin kullanılması ile ekonomik dışa bağımlılığın azaltılmasında oynadığı önemli roldür.
Öte yandan, çevre dostu olduğu tüm dünya sistemlerince kabul edilmiş bu projeler için birçok ulusal ve uluslar arası fon çok uygun faiz oranlarıyla kredi vermeye hazır olduğundan, devletin kendi sınırlı kaynaklarıyla yapamadığı pek çok hidroelektrik enerji üretim tesisi özel sektör açısından fizıbldır. Tam da bu sebeple, bu projelerin hayata geçirilmesi yoluyla devletimiz de büyük bir gelir kaynağı elde etmektedir.
Bunca avantajının ve çevreye olan olumlu etkilerinin yanı sıra, hidroelektrik santralarının çevreye bir takım olumsuz etkileri de olabilir. Bu etkiler, izafi büyüklüklerinin yüksek olması, doğru planlaması yapılmamış projelerin doğal ortamı orta derecede olsa olumsuz etkilemeleri, su kalitesinin bozulmasına ve ormanların tahrip olmasına sebebiyet vermeleri olarak sıralanabilir. Ancak yukarıda da belirttiğimiz üzere, bu olumsuz etkiler gelişmiş inşaat tekniklerini kullanmayan ve planlaması doğru yapılmamış tesisler için söz konusu olup; dünyanın pek çok yerinde santralar doğa ile iç içe durmakta ve modern teknikler sayesinde varlıkları dahi fark edilmemektedir.
KARADENİZ BÖLGESİNDEKİ HES PROJELERİNDE KARŞILAŞILAN SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Yukarıda da detaylı bir şekilde anlatıldığı üzere dünyanın enerji açığı gün geçtikçe artmakta ve geleneksel kaynaklar hızla tükenmektedir. Bu sebeple, dünyanın pek çok ülkesi gibi ülkemizde de alternatif, yenilenebilir ve çevre dostu enerji teknolojileri ve kaynakları üzerinde araştırma ve çalışmalar devam etmektedir.Birçok alternatif enerji kaynağının yanı sıra ülkemizin bu kapsamdaki en önemli potansiyeli, Türkiye’nin jeolojik yapısı ve konumu da göz önüne alındığında, hala hidroelektrik enerjisi üretim kaynaklarıdır.
Tam da bu noktada Karadeniz Bölgesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Arazi yapısı, eğimin yüksek ve yüzey altı tabakasının geçirimsiz olması nedeniyle yağan yağışın önemli bir miktarının yüzeysel akışla denizlere ulaşması bölgenin önemini artırmaktadır. Bu bakımdan Doğu Karadeniz Bölgesi hidroelektrik enerjisi üretimi açısından oldukça verimli bir bölgedir. Topoğrafik olarak dağların denize paralel uzandığı ve yıllık ortalama yağışın bin 291 milimetre olduğu Doğu Karadeniz Bölgesi, akım rejimi dolayısıyla HES'lere oldukça müsaittir. Özellikle son yıllarda hidroelektrik üretiminin toplam elektrik enerjisi üretimi içersindeki önemi büyük olup; 2010 yılı itibarı ile bu oran %45'ler seviyesindedir.
Buna rağmen günümüzde önemli bir enerji potansiyeli olan hidroelektrik üretiminde Karadeniz Bölgesi gereken seviyeye hala ulaşamamıştır. Bu tablodaki başıca sorunlar aşağıdaki gibidir:
1. İlk ve en önemli mesele ülkemizde çevre mevzuatındaki eksik düzenlemeler, yetersiz ve hatalı uygulamalardır. Bütün medeni dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de çevre ve enerji hem uygulanan üretim teknolojileri hem de mevzuat açısından adeta birbirinin mütemmim cüz’ü (ayrılmaz parçası) halini almıştır. Bu sebeplerle batı ülkeleri bu husustaki temel yasal düzenlemelerini neredeyse tamamlamış olup, her geçen gün yeni direktif ve yönetmeliklerle uygulamanın önünü açmaktadır. Ülkemizde de bu yönde mevzuat çalışmaları bulunmakta beraber, bu düzenlemelerin ve uygulamalarının yeterli olduğunu söylemek şu an için ne yazık ki mümkün değildir. Henüz ülkenin büyük bir kısmında gerçek verilere dayanan bir havza çalışması veya master plan yapılmadığı gibi, bu çalışmaların yapılmaması neticesinde ortaya çıkan her bir soruna deyim yerindeyse “yama çözümler” bulmak amacıyla çevre mevzuatına ve ÇED sürecine neredeyse her gün farklı bir düzenleme ve uygulama yöntemi getirilmesi ve bunun yatırımcılara dikte edilmesinin ne hukuk devleti ne de adalet anlayışıyla bir ilgili olmadığı açıktır.
2. Bu noktada ikinci sırayı yanlış yönlendirilen ve çevreyi koruma adı altında ülkemizi daha büyük açmazlara götüren sözde sivil örgütlenmeler yer almaktadır. Bu örgütler, sözde çevreyi koruma adı altında, hiçbir gerçekliği ve bilimselli olmayan öyle iddialarda bulunmaktadırlar ki; dünyanın en bilinen çevre örgütleri dahi bu ilginç tepkileri anlamlandırmakta güçlük çekmekte ve bu sebeple bu eylemlere destek vermemektedir. Çevreyi korumak her vatandaşın Anayasadan kaynaklanan bir hakkı ve ödevi olduğu gibi, bunun da ötesinde bir insanlık görevidir. Öte yandan, ülkemizde bugüne kadar süregelmiş yanlış uygulamalar da göz önüne alındığında bahsi geçen örgütlerin iyi niyetli üyelerinin bu tepkisini anlıyor ve destekliyoruz. Ancak,kötü örnek örnek sayılmayacağı için, bahsi geçen başarısız uygulamalara bakarak, tüm hidroelektrik santralarına karşı olmayı “çevreci bir bakış açısı” ile bir arada düşünmek gerçekten imkansızdır. Adı üzerinde, yenilenebilir ve yeşil enerji kaynaklarının başında sayılan bu tesisler dünyanın her yerinde desteklenirken, ülkemizdeki bu körü körüne red mantığını anlamak güçtür. Zira çözüm ne doğayı ne de enerji yatırımları bütünüyle reddetmek değil; kamu menfaatine uygun şekilde bir orta yol bulmaktır.
3. Özellikle bölgedeki yayla turizmine yatırım yapmış olan özel sektör yatırımcıları, kişisel menfaatleri ve kazançları için bölge halkını yanlış yönlendirmekte, bölgenin bir turizm bölgesi olacağını oysa HESlerin varlığının buna engel teşkil ettiğini bildirmektedirler. Yukarıda da belirttiğimiz üzere, planlaması düzgün yapılmış, uluslar arası standartlara uygun düzeyde can suyu bırakan ve gelişmiş inşaat teknolojileri kullanan sistemlerde HESlerin çevreye zarar vereceğinin iddia edilmesi dahi son derece mesnetsiz olup, Avrupa ve Amerika’nın pek çok bölgesinde bu açıklamalarımızı destekler nitelikle pek çok hidroelektrik santralı bulunmaktadır.
4. Bölgede inşası düşünülen lisanslı projelerin ÇED kararlarına karşı açılmış olan idari davalar son derece yavaş yürümekte ve işin esasına dahi bakılmaksızın İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun(İYUK) 27. Maddesi uyarınca ancak “açıkça hukuka aykırı olma” ve “ uygulanması halinde geri dönülemez zararlar yaratma ihtimalini taşıma” şartlarının her ikisini birden içeren idari işlemlere karşı verilebilecek olan “yürütmenin durdurulması” kararları bir takım yerel mahkemelerce hiçbir şarta bakılmaksızın dava açılır açılmaz verilmektedir. Bu uygulamanın Anayasamıza, İYUK’na ve adalet anlayışına aykırı olduğu düşüncesindeyiz.
5. Mevcut Projelerde yatırımcıların pek çoğu mevzuata uygun olarak almış oldukları lisanlarına dayanarak banka kredi sözleşmeleri ve elektromekanik teçhizat alım sözleşmeleri akdetmiş bulunmaktadır. Bu sözleşmeler Şirketlerin bahsi geçen projeleri inşa ederek kısa sürede işletmeye alınacağı ve elektrik üreterek kazanç elde edeceği varsayımına dayanılarak yapılmıştır. Oysa projeler hayata geçirilemediği için şirketler bahsi geçen sözleşmeler sebebiyle ciddi zararlara uğramış olup; uğramaya da devam etmektedirler.
6. Yine bahsi geçen Projelerde bir takım yerel mahkemelerce verilen “yürütmenin durdurulması” kararları sebebiyle yatırımcılar lisanlarında belirtilen sürelerde kamulaştırma ve inşaat işlemlerine geçmemekte, bu durum da yatırımcıyı yatırımdan soğuttuğu gibi lisanstan kaynaklı hak ve yükümlülüklerin de yerine getirilememesi ve ülkemizin milli kaynaklarının ekonomiye katılamaması sonuçlarını doğurmaktadır. Türkiye gibi enerjisini dışarıdan satın alan bir ülke için bu durumun ne kadar önemli bir sorun yarattığı tartışmasızdır.
Yukarıda başlıca sıralanan bu sorunların elbette bir günde çözülmesini beklemek hayalperestlik olacaktır. Ancak bir takım pratik yöntemler ve önerilerle sorunun büyük ölçüde halledilebileceği inancındayız. Şöyle ki;
1. Öncelikle ilgili devlet otoriteleri ve kurumların bölgede sorun çıktıkça anlık çözümler bulmaya çalışarak değil, soruna bir bütün olarak bakıp hem bölge halkı, hem kamu menfaati hem de yatırımcılar açısından ortak bir çözüm bulmaları gerekir. Bunun da yolu bilimsel verilere dayanan havza planlama çalışmaları yapmak, soruna göre revize edilmeyen ve işlemin her tarafını eşit mesafede koruyan düzenlemeler getirmek ve verdiği izinlerin arkasında durabilmekten geçmektedir.
2. Bölgedeki pek çok sivil toplum örgütünün başında, yine aynı bölgede sayısız ağacı katlederek milyon dolarlara mal olmuş sözde turizm tesisleri kuran, bu tesislerine bir “arıtma sistemi” dahi koymaya gerek duymayacak kadar fütursuz davranan ve çöplerini “canlı hayatı yok olacak “ feryadıyla meydanlarda haykırdıkları dere ve nehir yataklarına döken özel sektör yatırımcıları bulunmaktadır. Enerji yatırımcılarını kapitalist, çıkarcı ve kendi menfaatini düşünen çevre düşmanları ilan eden bu sözde çevrecilerin kendilerinin ne olduğunun takdirini sizlere bırakmaktayız. Gerçek çevrecilerin sonuna kadar desteklenmesi ve Voltaire’nin de dediği gibi “Fikirlerini ve söylediklerini kabul etmesem de onları söyleme hakkını sonuna kadar savunurum” ilkesi düşünüldüğünde, çevreye ve çevreci bakış açısına zarar veren bu şahıs ve kuruluşların bir an önce ayıklanması ve ifşa edilmesi gerekmektedir.
3. Yukarıda da belirttiğimiz üzere işin özüne inmeden ve kanunun aradığı zorunlu şartların varlığını tespit etmeden önüne gelen her dosyada “ilke kararı” diyerek yürütmenin durdurulması kararı veren ilk derece mahkemelerinin bu kararlarının neticesinde bölge halkına, kamu menfaatine ve yatırımcılara verdikleri zararı göz önüne alarak ilgili kanunu ve mevzuatı bire bir uygulamaları gerekmektedir düşüncesindeyiz.
4. Yatırımcıların da kendilerini ve projelerini bölge halkına iyi ifade edebilmeleri, kullanacakları inşaat tekniklerinin en yüksek standartlarda seçilmesi ve bunun halka kesintisiz olarak anlatılması ve her platformda bölge halkıyla bir araya gelinmesi bir zorunluluk olup; bu aynı zamanda sorunların çözümünde de çok etkili olacak bir faktördür.
5. Yatırımcıların inşaat sürecinde zorunlu olarak kestikleri ağaçların en az 3 katı kadar bölge içerisinde ağaç dikme zorunluluğu olmalı ve yatırımcılar bu ve benzeri projeleri içtenlikle desteklemelidir.
6. Eski tip santraller yerine regülatör sistemli ve yer altına gömülü tesisler kurulmalı böylece doğaya asgari seviyede müdahale edilmelidir.
7. Bu projelerin tamamından devlet de bir takım gelirler elde etmektedir. Nitekim Projelerin pek çoğunda DSİ ile “katkı payı” sözleşmeleri yapılmış olup; vergilerin yanı sıra yatırımcılar devlete katkı payı adı altında bir takım ek ödemeler de yapmaktadır. Bölgenin turizme yatkın bir yapıda olduğu tartışmasız bir gerçek olup, turizm de etkileri açısından enerji kadar olmasa da, ülke ekonomisi açısından önemli kaynaklardan biridir. Bu halde, yatırımcılardan alınan bu vergiler ve katkı paylarıyla bölgedeki turizm faaliyetlerine “bölge halkınca” yapılan ve yapılacak turizm yatırımları teşvik edilmelidir.
SONUÇ
Su ülkemizde kullanılan temiz enerji kaynaklarının başında gelmektedir. Bu kaynaklardan üretilen enerjinin en büyük özelliği ise doğada bulunması ve bu sebeple bir ek maliyetinin olmaması, çevreye zararlı sera gazı etkisinin yaratmaması ve uzun yıllar kullanılmasına rağmen kirlilik oluşturmamasıdır.
Türkiye’de fosil kaynaklı yakıtlarla üretilen enerjinin kullanımı çevre sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Bu sorunlar uzun vadede tehlikeli sorunlara yol açmaktadır. Bu durumda temiz enerji kullanımının önemi gün geçtikçe artmaktadır.
Ülkemizde temiz, çevresel zararlı etkilerinin çok az olduğu ve ülkemizin özkaynakları kullanılarak kurulacak hidroelektrik santralların yaygınlaşması büyük önem arz etmektedir. Böylece ülkemizin enerjideki dışa bağımlılığı azaltarak enerji gereksinimimiz karşılanabilecektir.(11)
Tam da bu sebeplere, hem yatırımcılar, hem ilgili idareler hem de kamuoyu için yasal düzenlemelerdeki eksikliklerin belirlenmesi, halka yönelik kışkırtıcı ve gerçeklikten uzak yönlendirmelere son verilmesi ve uygulamacılar ve yargı organları açısından uygun ve adil çözüm yollarının bulunabilmesi bakımından; ülkemizdeki mevcut uygulamaları yaşanan sorunları ve çözüm yollarını bizzat yaşamış olduğumuz deneyimlerle de betimleyerek sunmak ve sorunlara sektörün farklı noktalarındaki aktörleriyle beraber çözüm bulmak bir zorunluluktur.
1. Türk Dil Kurumu resmi web sayfası, http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=veritbn&kelimesec=344
2. Akkaya U., Gültekin A. Burcu, Dikmen Ç. Belgin ve Durmuş G., “Baraj ve Hidroelektrik Santrallarinin (HES) Çevresel Etkilerinin Analizi: Ilısu Barajı Örneği”, 5. Uluslararası İleri Teknolojiler Sempozyumu (IATS'09), 13-15 Mayıs 2009, Karabük.
3. “Dams and Development”, World Commission on Dams, Report, November 2000.
4. “Hydropower and Energy-Related Projects,” International Agency Monthly Report, March 1999.
5. Corso, R. and Mead &Hunt. Inc. , United States Committee on Large Dams, International Newsletter, July 1997.
6. Akkaya U., Gültekin A. Burcu, Dikmen Ç. Belgin ve Durmuş G., “Baraj ve Hidroelektrik Santrallarinin (HES) Çevresel Etkilerinin Analizi: Ilısu Barajı Örneği”, 5. Uluslararası İleri Teknolojiler Sempozyumu (IATS'09), 13-15 Mayıs 2009, Karabük
7. DS_WEB_ 2008 http://www.dsi.gov.tr/hizmet/enerji.htm#basadon
8. EE_WEB_ 2008 http://www.eie.gov.tr/turkce/HESproje/turkeyhidro.doc
9. Şenpınar, A. ve Gençoğlu M. Tunay, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Çevresel Etkileri Acısından Karşılaştırılması, s 49,50.
10. Kaya, D., 2006, Türkiye'de Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Potansiyeli ve Çevresel Etkilerinin Karşılaştırılması, Tübitak Marmara Araştırma Merkezi s.11,25
11. Şenpınar, A. ve Gençoğlu M. Tunay, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Çevresel Etkileri Acısından Karşılaştırılması, s 49,50.
KAYNAKLAR
[1] Çevre ve Orman Bakanlığı İklim Değişikliği Raporları, Ankara, 2009.
[2] Petform, Kyoto Protokolü'nün Türkiye enerji Sektörüne Muhtemel Etkileri Hakkında Bilgi Notu, p.1, Ankara 2009.
[3] Doç. Dr. M. Türkeş, U.M. Sümer, G.Çetiner, Kyoto Protokolu Esneklik Mekanizmaları, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Ankara.
[4] Yrd. Doç.Dr. E.Karakaya, Ar.Gör. M. Özçağ “Türkiye Açısından Kyoto Protokolü'nün Değerlendirilmesi”
[5] Türk Dil Kurumu resmi web sayfası, http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=veritbn&kelimesec=344
[6] Akkaya U., Gültekin A. Burcu, Dikmen Ç. Belgin ve Durmuş G., “Baraj ve Hidroelektrik Santrallarinin (HES) Çevresel Etkilerinin Analizi: Ilısu Barajı Örneği”, 5. Uluslararası İleri Teknolojiler Sempozyumu (IATS'09), 13-15 Mayıs 2009, Karabük.
[7] “Dams and Development”, World Commission on Dams, Report, November 2000.
[8] “Hydropower and Energy-Related Projects,” International Agency Monthly Report, March 1999.
[9] Corso, R. and Mead &Hunt. Inc. , United States Committee on Large Dams, International Newsletter, July 1997.
[10] http://www.karakasenerji.com.tr/Files/hidroelektirik.pdf
[11] DS_WEB_ 2008 http://www.dsi.gov.tr/hizmet/enerji.htm#basadon
[12] EE_WEB_ 2008 http://www.eie.gov.tr/turkce/HESproje/turkeyhidro.doc
[13] DS_Web_ 2008 Toprak ve su kaynakları, http://www.dsi.gov.tr/topraksu.htm
[14] Şenpınar, A. ve Gençoğlu M. Tunay, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Çevresel Etkileri Acısından Karşılaştırılması, s 49,50.
[15] Kaya, D., 2006, Türkiye'de Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Potansiyeli ve Çevresel Etkilerinin Karşılaştırılması, Tübitak Marmara Araştırma Merkezi s.11,25

