İklim Değişikliği ile Savaşım Sürecinde Büyük Bir Hayal Kırıklığı

Murat Türkeş, Prof.Dr.

 

 

 

 

2007 yılıyla birlikte, Kyoto Protokolü (KP) sonrası dönemin hangi yasal çerçevede ve belirli bir yükümlülük dönemi için sayısal olarak belirlenmiş sera gazı salımlarını azaltma yükümlülükleri, düzenekleri ve kuralları ile yapılacağına ilişkin olarak Birleşmiş Milletler (BM) şemsiyesi altında çeşitli etkinlikler gerçekleştirildi. Bu etkinliklerin en önemlileri 3-14 Aralık 2007 günlerinde Bali’de (Endonezya) yapılan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) ve KP organları ve taraflar konferansları ve 31 Mart-4 Nisan 2008’de Bangkok’ta (Tayland) yapılan İklim Değişikliği Konuşmaları başlıklı toplantılar ile 2-6 Kasım 2009 tarihlerinde Barselona’da (İspanya) yapılan, sondan bir önceki durak özelliğindeki Barselona Görüşmeleriydi [1, 2]. Bali Toplantılarının en önemli çıktısı, Kyoto sonrasının düzenlenmesine ilişkin Bali Yolharitası’dır. Kasım 2009 Barselona toplantısında, ötekilerin yanı sıra, özellikle Kopenhag Konferansı’nın da en önemli konularından olan “gelişmiş ülkelerin sayısal olarak belirlenmiş ve yeterli/etkili düzeydeki sera gazı salımlarını azaltma yükümlülükleri” ve “gelişmekte olan ülkelerin kendi ulusal koşullarına uygun iklim değişikliğiyle savaşım etkinliklerinin (NAMAlar) yeterli finansman ile desteklenmesi” konularının öne çıkacağı ve temel görüşme metinlerinin hazırlanacağı umuluyordu [2, 3]. Ne yazık ki beklenen olmadı ve Kopenhag’a üzerinde çalışılması ve uzlaşmaya varılması gereken çok sayıda önemli görüşme konusu bırakıldı [2].
 
Kyoto sonrası döneme ilişkin benzeri toplantılar ve hazırlık çalışmaları süreci sonunda, Aralık 2009’da Kopenhag’da gerçekleştirilen BMİDÇS (TK-15) ve KP toplantılarına kadar, küresel iklim sisteminin korunmasına yönelik 2012 sonrası yükümlülüklerin ve öteki konuların yasal güvence ve denetim altına alınmasını sağlayacak yeni bir uluslararası iklim değişikliği antlaşmasının tamamlanması ve uluslararası toplumun onayına sunulması öngörülüyordu.
 
Bu makalede, 7-19 Aralık 2009 tarihlerinde Danimarka’nın Kopenhag şehrinde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Kopenhag İklim Değişikliği Konferansı, ayrıntılı gündemine ve tartışmalı görüşmelerine girmeksizin, konferansın temel çıktısı durumundaki Kopenhag Uzlaşması adı verilen politik anlaşma metni temel alınarak özetlenecek; kısa bir çözümlemesi ve bireşimi yapılacaktır.
 
Kopenhag İklim Değişikliği Konferansı
 
Yeryüzündeki milyonlarca insan Aralık 2009 Kopenhag Zirvesinin iklim değişikliği ile savaşımda önemli bir dönüm noktası olmasını bekliyordu. Konferansın yüksek düzeyli bölümünde gerçekleşen katılım, o güne değin New York’da yapılanlar dışında bu tür bir toplantıda gerçekleşen en kalabalık yüksek düzeyli katılım olarak vurgulandı. Konferans sırasında düzenlenen büyük ve zaman zaman sertleşen gösteriler, Kopenhag’da dünya liderlerinin anlamlı bir iklim değişikliği antlaşmasını kabul etmelerini sağlamak üzere gerçekleştiriliyordu. Tarihsel olarak hem hazırlık sürecinin çok yoğun geçmesi hem de Kyoto sonrası yeni bir yasal antlaşmaya ulaşılması açısından beklentilerin çok yüksek olması, Konferansı tarihsel yapıyordu. Evet, bu doğruydu; ancak, özellikle Kasım 2009 Barselona iklim değişikliği görüşmeleri tamamlandığında, Kopenhag Konferansından beklenenler azalmaya başladı [2].
 
Kopenhag Uzlaşması Nedir? Neleri İçerir?
 
Kopenhag Konferansı’nın en önemli çıktısı olan Kopenhag Uzlaşması [4] ana çizgileriyle aşağıdakileri içerir:
 
(1) İklim değişikliği günümüzün en büyük meydan okumalarından biridir. Sözleşmenin, atmosferdeki sera gazı birikimlerini iklim sistemi üzerindeki tehlikeli antropojen (insan kaynaklı) etkiyi önleyecek düzeyde durdurmayı başarmaya yönelik nihai amacına ulaşmak için, küresel ortalama yüzey sıcaklığındaki artışın 2 °C’nin altında olması gerektiğini açıklayan bilimsel bulgu kabul edilerek, eşitlik temelinde ve sürdürülebilir kalkınma hakkı kapsamında iklim değişikliği ile savaşım için elbirliğiyle gerçekleştirilen uzun süreli eylemler kuvvetlendirilmelidir. İklim değişikliğinin önemli etkilerini ve özellikle olumsuz etkilerine açık olan ülkeler üzerindeki karşı önlemlerin potansiyel etkilerini kabul ederek, uluslararası desteği de içeren kapsamlı bir uyum programının kurulmasının gerekliliği vurgulanmalıdır.
 
(2) Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) Dördüncü Değerlendirme Raporu’nda belgelendiği gibi, küresel sera gazı salımlarını küresel sıcaklık artışını 2 °C’nin altında tutacak şekilde azaltma düşüncesiyle, küresel sera gazı salımlarında bilime uygun olarak ciddi azaltma yapılması ve eşitlik temelinde ve bilimle tutarlı bu hedefi karşılamak amacıyla harekete geçilmesi konusunda yaygın bir uzlaşma vardır. Küresel ve ulusal salımların en kısa sürede yüksek düzeyde azaltılmasını sağlamak için işbirliği yapılmalıdır. Bu kapsamda, sera gazlarını azaltmanın gelişmekte olan ülkelerde daha uzun süre alacağı kabul edilmeli; sosyoekonomik gelişmenin ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasının gelişmekte olan ülkelerin vageçilmez önceliği olduğu, düşük salımlı kalkınma stratejisinn sürdürülebilir kalkınmaya aykırı olmaması gerektiği unutulmamalıdır.
 
(3) İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine ve karşı önlemlerin potansiyel etkilerine uyum, tüm ülkelerin karşılaştığı ve üstesinden gelinmesi gereken bir konudur. Uyum kapsamındaki arttırılmış eylem ve uluslararası işbirliği, özellikle en az gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan küçük ada devletleri ve Afrika’daki etkilere açık gelişmekte olan ülkelerdeki esnekliği oluşturma ve etkilenebilirliği azaltmayı amaçlayan uyum eylemlerinin yürütülmesini sağlayarak ve destekleyerek Sözleşme’nin yürütmesini garantilemek için gereklidir. Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelerdeki uyum eylemlerinin yürütülmesini sağlamak için gerekli olan yeterli, öngörülebilir ve sürdürülebilir finans kaynakları sağlayacaktır.
 
(4) Ek I Tarafları tek başlarına ya da ortaklaşa 2020 için niceliksel salım hedeflerini yürütme yükümlülüğü alacaktır. Belirlenen bu niceliksel salım hedefleri, 31 Ocak 2010 tarihine kadar BMİDÇS sekreteryasına Ek I Tarafları için bu anlaşmanın Ek I’i olarak verilen biçemde sunulmalıdır. Bu kapsamda Kyoto Protokolü’ne taraf Ek I Tarafları KP’de belirlenmiş olan salım azaltımlarını daha da kuvvetlendirecektir. Gelişmiş ülkelerin yaptığı azaltımlar ve finansman dağıtımı, varolan ve TK’ca kabul edilecek olan ek klavuzlar tarafından ölçülecek, bildirilecek ve doğrulanacaktır. Ayrıca, bu hedeflerin ve finansmanın hesaplanmasının ciddi, sağlam ve açık olması sağlanmalıdır.
 
(5) Sözleşme’nin Ek I dışı Tarafları (gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkeler), Sözleşmenin ilgili maddeleri uyarınca ve sürdürülebilir kalkınma bağlamında, 31 Ocak 2010 tarihine kadar bu uzlaşmanın Ek II’sinde verilen biçemde Ek I dışı Taraflarca sekreteryaya sunulacak olanları da içeren iklim değişikliği ile savaşım eylemlerini yürütecektir. En az gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan küçük ada devletleri destek temelli ve gönüllü eylemler yüklenebilecektir. Ek I dışı Taraflarının (gelişmekte olan ülkelerin) kabul edecekleri uluslararası destek arayan “kendi ulusal koşullarına uygun iklim değişikliğiyle savaşım etkinliklerinin” (NAMAlar), ilgili teknoloji, finansman ve kapasite oluşturma desteğiyle birlikte kaydedilerek, desteklenen savaşım eylemleri Ek II’deki listeye eklenecektir.
 
(6) Ormansızlaştırmadan ve orman degradasyonundan (yitiriminden) kaynaklanan sera gazı salımlarının azaltılmasının yaşamsal rolü ve sera gazı salımlarının ormanlar yardımıyla uzaklaştırılmasının kuvvetlendirilmesinin gereklliliği kabul edilerek, ormansızlaşmadan ve orman yitiriminden kaynaklanan salımların azaltılmasını içeren bir düzeneğin ivedilikle kurulması yoluyla böyle eylemler için gerekli pozitif güdü ve gelişmiş ülkelerden finansman kaynaklarının harekete geçirilmesi konularında uzlaşma söz konusudur.
 
(7) İklim değişikliği ile savaşım eylemlerini özendirmek ve maliyet etkinliklerini kuvvetlendirmek için, pazar olanaklarının kullanımını içeren çeşitli yaklaşımlar izlenmelidir. Gelişmekte olan ülkeler, özellikle ekonomileri düşük salımlı olanlar, bu düşük salımlı kalkınma tarzlarını sürdürmeleri için desteklenmelidir.
 
(8) Ölçekli, yeni ve ek, öngörülebilir (hesaplanabilir), yeterli ve kolay ulaşılır bir fon, Sözleşme’nin ilgili hükümlerine uygun olarak, gelişmekte olan ülkelere ormansızlaşma ve orman yitiriminden kaynaklanan salımları azaltmayı amaçlayan yeterli finasmanı içeren kuvvetlendirilmiş savaşım eylemlerini sağlayacak ve destekleyecektir. Gelişmiş ülkelerin ortak yükümlülüğü, ormancılığı ve uluslararası kuruluşlar aracılığıyla gerçekleştirilen yatırımları içeren yeni ve ek kaynakları sağlamalıdır. Bu kaynakların tutarı 2010-2012 dönemi için 30 milyar ABD Doları dolayındadır. Anlamlı iklim değişikliği ile savaşım eylemleri bağlamında ve yürütmenin saydamlığı kapsamında, gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelerin gereksinimlerini karşılamak üzere 2020 yılına kadar ortaklaşa 100 milyar ABD Doları kaynağı harekete geçirme hedefini yüklenmiştir. Çeşitli kaynaklardan derlenen bu fonun önemli bir bölümü Kopenhag Yeşil İklim Fonu aracılığıyla sağlanacaktır.
 
(9) Teknoloji geliştirme ve aktarılması konusundaki eylemleri kuvvetlendirmek amacıyla, teknoloji geliştirme ve aktarılmasını hızlandıracak olan bir Teknoloji Düzeneğinin kurulması kararlaştırılmıştır. Bu düzenek, ülke denetimli bir yaklaşımla ve ulusal koşullar ve öncelikler temelinde yönetilecek olan bir uyum ve savaşım eylemini desteklemeyi amaçlar.
 
(10) 2010 yılında tamamlanacak olan bu uzlaşmanın yürütülmesi, Sözleşme’nin nihai amacı ışığında değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme, 1.5 °C’lik sıcaklık artışını içeren bilimsel bilgi tarafından desteklenen çeşitli konularla bağlantılı uzun süreli hedefin kuvvetlendirilmesi düşüncesini kapsar.
 
Görülebileceği gibi, yukarıda özetleyerek verdiğimiz Kopenhag Uzlaşması, Kyoto Protokolü sonrası herhangi bir ikinci yükümlülük dönemindeki sayısal yükümlülükleri ve iklim değişikliği ile savaşım eylem ve etkinliklerini içeren yasal bağlayıcılığı olan bir antlaşma değildir. Bu nedenle Kopenhag Uzlaşması yayımlanır yayımlanmaz, hemen kuvvetli eleştirilerle karşılaştı [5]. Gerçekte Konferansa katılan birçok kişi ve kuruluşun bakışı açısından, Kopenhag Uzlaşması iklim değişikliği ile savaşım için geleceğe yönelik bir çerçevenin ana çizgilerini içeren, bir iddiası ve yasal bir buyruğu olmayan yalın bir belgedir.
 
Kopenhag’da Neler Gerçekleştirildi? 
 
“Kopenhag Uzlaşması insanoğlunun bugünkü ve gelecek kuşaklarının gönenci için küresel iklim sisteminin korunması ve iklim değişikliğinin önlenmesi açısından önemli ve net kazanım ya da başarılar içeriyor mu?” sorusunu en doğru ve nesnel şekilde yanıtlamak için, hem konferansta kabul edilen Uzlaşma’dan hem de konferans öncesi neler beklendiğini tartışmamız yararlı olacaktır. CBT’de yayımlanan önceki yazımızda [2], Kopenhag Zirvesinden beklenenleri değerlendirdiğimiz için, burada yalnız ulaşılan sonucu tartışacağız.
 
Kopenhag’tan beklentiler ve Kyoto Protokolü’nün varolan içeriği dikkate alınarak, daha belge yayımlanır yayımlanmaz, Uzlaşmanın gelişmiş ülkelerce gerçekleştirilmesi öngörülen savaşım eylemlerini düzenleyen hükümleri, yaygın olarak “çok zayıf” ve “Kyoto Protokolü’nden bir adım geri” şeklinde değerlendirildi. Yıkarıda özetlenerek verilen maddelerden de anlaşılacağı gibi, gelişmiş ülkeler yasal bağlayıcılığı olan salım azaltımları konusunda kendilerini yükümlülük altına sokmadılar. Ayrıca, salım azaltımları için küresel bir uzun süreli hedefin niceliği ortaya konulmadı ya da küresel salımların sınırlanması için belirli bir zamanlama saptanamadı.
 
Öte yandan yine Kopenhag Uzlaşması metninden anlaşılacağı gibi, konuya gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile savaşım eylemleri açısından bakıldığında, bu uzlaşmanın herhangi bir niceliksel salım azaltma hedefini içermediği ve temel olarak gelişmekte olan ülkelerin eylemlerinin ölçümlenmesi, raporlaması ve doğrulamasını (MRV) düzenlediği görülür.
 
Kopenhag Uzlaşmasının Konferans öncesindeki iki yıl boyunca ve ondan önceki yıllarda da çok ciddi biçimde tartışılan ‘en başarılı’ çıktısı, iklim değişikliği sürecinin kısa ve uzun dönemli finansmanıyla ilgilidir. Kopenhag Uzlaşması’na göre, gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelerin gereksinimlerini karşılamak üzere 2010-2012 dönemi için 30 milyar ABD Doları sağlayacak; 2020’ye kadar ayrıca 100 milyar ABD Doları uzun dönemli fon çeşitli kaynaklardan oluşturulacaktır.
 
Son olarak, dünya liderlerinin çoğunun kuvvetli bir irade sergileyerek Kopenhag’da bir araya gelmeleri ve insanoğlu için önemli bir tehdit ve tehlike olarak kabul edilen iklim değişikliği konusunu ciddi ve açıkça tartışma şansını bulmaları önemli bir ilerleme olarak nitelendirilebilir. Ayrıca, dünya liderleri, daha önce sürecin finasmanını da içerecek biçimde bu düzeyde hiç konuşulamayan gelişmekte olan ülkelerin uyum ve savaşım gereksinimleri gibi konuları da ele aldılar. Bu kapsamda, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin savaşım eylemleri konusunda bir anlaşmaya ulaşılmış ve milyarlarca ABD Doları uyum ve savaşım eylem ve etkinliklerinin uzun dönemli finansmanı ve fonları ayrılmış oldu [6]. Yine bugüne değin hiç bir zaman bu kadar ciddi ve ivedi görülmeyen iklim değişikliği ile bağlantılı tehdit ve tehlike, Kopenhag’da ciddi düzeyde tartışıldı.
 
Sonuç
 
Bize göre, gelişmiş ülkeler ile ekonomileri ve buna bağlı olarak salımları da büyük olan Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan gibi başlıca gelişmekte olan ülkelerin niceliksel salım azaltma ya da denetleme yükümlülüklerinin belirlenmeden kalmış olması, Kopenhag Uzlaşması’nın en zayıf ve başarısız yanıdır. Kopenhag Konferansının hemen öncesinde açıkça belirttiğimiz gibi [2], bu sürecin gerçek başarı ölçütü, yasal olarak bağlayıcı ve iklim sistemi üzerindeki tehlikeli insan etkisini önleyecek düzeyde önemli sera gazı salımlarını azaltma yükümlülüklerini ve uyum etkinliklerini içeren bir hükümetlerarası iklim değişikliği ile savaşım antlaşmasının dünyanın bu ‘çok politik’ iklim sisteminin korunmasına adanmasıdır. Bu yapılmadıkça ne kadar yoğun ya da şiddetli bir görüşme süreci ve takvimi yaşanırsa yaşansın, iklim değişikliği ile savaşımda adil, etkili, kuvvetli ve uygulanabilir bir yasal antlaşmaya ulaşılması olanaksızdır.
 
Kaynaklar
 
[1] Türkeş, M. 2008. İklim değişikliğiyle savaşım, Kyoto Protokolü ve Türkiye. Mülkiye 259: 101-131.
[2] Türkeş, M. 2009. Kopenhag iklim değişikliği zirvesi ve Türkiye. Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji 1185: 14-15.
[3] ENB. 2009. Earth Negotiations Bulletin, 9 November 2009, Published by the International Institute for Sustainable Development (IISD), Vol. 12 No. 447.
[4] FCCC/CP/2009/L.7. 2009. Draft decision -/CP.15 (Agenda item 9) Copenhagen Accord, Proposal by the President of the Conference, 18 December 2009, UN/FCCC Fifteenth Conference of the Parties (COP 15), Copenhagen, 7 December –19 December 2009.
[5] ENB. 2009. Earth Negotiations Bulletin, 22 December 2009, Published by the International Institute for Sustainable Development (IISD), Vol. 12 No. 459.
[6] Türkeş, M. 2010. Kopenhag uzlaşması: Büyük bir hayal kırıklığı. Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji 1193: 14.
 
 
 
Prof. Dr. Murat TÜRKEŞ 
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü

 

 

Birden fazla alıcı için adresler arasında virgül kullanınız.