Enerji ve Ekoloji Adına “turistik !” Bir Sorgulama...
Kırk yıl önce Turizm Bankası İstanbul’dan Ankara’ya göç etmeden, değerli mimar ağabeylerimizin yanında bir çalışan olarak, bu sektöre ilişkin düşünmeye başlama şansım oldu. Daha sonra da projelerini ürettiğim yaldızlı ve yıldızlı bazı oteller vesilesi ile hayli sorguladığım bu alanda birkaç diyeceğim var..
Adımız “enerji mimarı”na çıktığından beri, doğru yön, doğru malzeme, doğru tasarım diye özetlediğim çok basit üç ilkeye riayetle, yaşam döngüsünde neler kazanılabileceğini temcit pilavı gibi anlatan biri olarak da ayrıca diyeceklerim var..
Turistik tesisler adına, doğal ve çevresel değerlerin ne kadar önemli olduğu tartışılamaz. Hatta o tesislerin yapım nedeni, bulunduğu yerin özelliğidir denebilir. Denizin, sahilin, dağın veya ormanın ya da önemli bir kentsel kurgunun yaşamsal gereksinimi olarak inşa edilirler.
Buna karşılık söz konusu tesislerin yer seçimi ve inşası sırasında, varlık nedenleri olan özellikleri ne kadar koruyup kolladıkları şüphelidir. Planlama ve yapım aşamasına geçildiğinde, ne üzerlerinde bulundukları coğrafyanın ne de mevcut bitki örtüsünün önemi vardır genellikle. Yeni baştan yaratılacaktır iç ve dış mekanlar.. Gerçek alemden sanal aleme bir yolculuk başlar adeta.. Yeniden ve işletmecinin ya da mimarın keyfine göre !.. Elbette bunu genellemek doğru olmaz. Ama mevcut uygulamaların çoğu bu anlayışa referans vermektedir ne yazık ki..
Günümüz dünyasında nihayet, çevresel kaygıların yaygınlaşması ve buna bağlı olarak müşteri beklentilerinin değişmesi sonucu “çalakalem”de olsa “çevreci görünme ve yeşil sertifika kapma” gayretlerini olumsuz buluyor değilim. Ama mevcut değerleri ıskalayarak inşa edilen, bırakın enerjisini üretebilme becerisini, ekolojik sermayesini bile değerlendiremeyen tesislere baktıkça, “maçın başında beş gol yemiş bir takım”ın çırpınışlarına benzetiyorum durumu..
Allah vermiş, ülke sunmuş, ama sektörel başarı hiç de elinin altındaki doğal sermayeye paralel seviyede değil..
Peki neden böyle ve ne yapmalı ?..
Neler yapmalının karşılığı, “önce biraz para harcamalı !” olarak algılandığında, bu kez “değer mi değmez mi ?” sorgulaması başlamakta.. O yüzden, sürdürülebilirlik bağlamında enerji ve ekoloji adına elde edilecek başarıların; derhal müşteri memnuniyetine dönüşeceği, ülkedeki ve dünyadaki ayrıcalıklı oteller arasında yer alınacağı ve 12 ay turizme gidebilecek kapının aralanacağı garantisi ile başlayalım konuyu irdelemeye.. Kırk yıllık deneyim ve izlenimin hatırına dikkate almalısınız derim bu kehaneti !..
Eğer bitişik nizam bir arsanın içinde debelenmiyorsak, avantajlı taraftayız demektir.. Ki böyle durumlar çoğunluktadır. Yani doğru yönü tayin etmek ve kütleyi ona göre konumlandırmak elimizdedir genellikle. Fakat yaygın eğilim, ne olursa olsun manzara yönünde sıralanan odalar biçiminde oluşturmaktır ana kütleyi.. Elbette, “manzarayı boş verelim” demek mümkün değil. Bazen, otelin yapım sebebi olur o muhteşem panorama..
1- İyi de, bunu becerirken güneşin nereden doğduğunu, en çok hangi yönde vaktini geçirdiğini, hakim rüzgarın nereden estiğini ihmal mi etmemiz gerek ?.. Tüm ısıtma ve soğutma gücünü, dev klima ve ısı santrallerine mi emanet etmek zorundayız ?.. Hiç sanmıyorum !..
2- Şık olsun, parıltılı görünsün diye ve bazen sadece modadır diye cam cepheleri iyice abartarak, temiz tutulması apayrı dert olan, sözüm ona “kristal saraylar” yaratıp, ısıtırken soğuturken akla karayı seçmek zorunda mıyız ?..
3- Kullanılmayan odaların; alt, üst ve yan komşu odalardan çalacağı enerjiyi hiç akla getirmeyip, dış duvarların da ancak dışarıdan manto giydirilerek ısı kontrolüne kavuşacağına inandırılıp, yangın riski olan, yönetmeliğe aykırı petrol türevi köpüklere ve bazı cinsleri 250 derecede bile eriyebilen, lif boyu 5 mikron altında oluğunda ise kanserojen risk taşıyan lifli malzemeleri satan tüccarlara teslim olmak zorunda mıyız ?..
4- Onca odanın ıslak hacimlerinde klozeti kullanırken, banyo alırken ve hatta ben dahil azami tazyikte yıkanmayı seven tüm müşterilerin ürettiği dehşet su kütlesini hesaplamayı becermemize rağmen; en ufak yaşamsal tedirginlik duymadan yani büyük bir vurdumduymazlık ile “koyver gitsin kanalizasyona” demek zorunda mıyız ?..
5- Bu büyük su kütlesine, Allah’ın yağmurunu da katıp, topunu biyolojik arıtmadan geçirip; en azından klozetlerde kullanılacak suya dönüştürmeyi ve bunun için farklı bir su hattı düşünmeyi akıl edemez miyiz ?... Hani yine bu büyük su kaynağını kullanarak ve damlama sulama yöntemi ile bal gibi çevresel sulama da yapabileceğinizi söyleyeceğim ama, “bunu bilmeyecek ne var !” dersiniz diye çekiniyorum..
6- En doğru; yenilenebilir ve sürdürülebilir yapı malzemesi olan ahşabı mümkün olduğunca yapı strüktüründe, hadi olmadı, doğramada pergolada kullanıp, ayrı bir prestij kazanmak varken, adam yerine konmak için ahşabı taklitten başka çaresi olmayan her türlü malzemeyi, sadece “ucuzdur” gerekçesi ya da “sağlamdır” zannı ile ile baş tacı etmek ne kadar akıllıcadır sizce ?. Ki o “ucuz ve sağlam mal !” zannının ne kadar yerinde ve doğru olduğu şüpheli iken !.
7- Devasa iç hacimlerin, merdiven ve iç koridor boşluklarının görkemine kendimizi kaptırıp, o koca alanların üstünü de bir güzel camla örterken, hiçbir ışık kontrol önlemi akla getirmeyip yarattığımız aptal ısıtma ve soğutma yükü bize garip bir zevk mi vermektedir ?
8- Otelimiz, tatil köyümüz hangi konumda olursa olsun kuzey-güney arasında, oda ya da otel bazında kurulacak bir ilişki ile önemli bir havalandırma ve iklim kontrolü sağlanacağı hiç mi akla gelmez ?.. Venturi bacası ve rüzgar kepçesi denilen düzeneklerin ne işe yaradığını bilmeyen bir mimarın eline mi düşmektesiniz daima ?.. Hafif de olsa esen bir rüzgardan; sıcak ya da pis havayı enerji sarf etmeden kolayca tahliye etmek, veya temiz havayı en kestirme yoldan içeri almak hiç mi aklımıza gelmez ?..
9-Temiz enerji deyince, her şeyi; üç beş sıcak su kolektörü ve paramız yettiğince PV panelden ibaret sanan hayli işletmeci var. Bu bir günah çıkarma yöntemi olabilir. Ama böylece ne kadarının affedileceği şüphelidir. Önemli olan; işletmenin planlanması ve inşası sırasında alınacak ve yatırımın pahalılaşmasına hiç neden olmayacak “enerji mimarlığı” ilkelerine göre önlemlerdir. O becerildiğinde; enerji tasarrufu % 50’den başlar.. Haberiniz olsun !.. “Doğru yön, doğru malzeme ve doğru tasarım” diye özetleyebileceğimiz bu yaklaşım; mimarlara mı çok zor gelmekte, yatırımcıya mı ?...
10- Bir yapı; sadece, enerji tüketen ve yalnızca “bu tüketimden nasıl tasarruf edebiliriz, atıkları nasıl azaltabiliriz ?” kaygısı ile yaklaşılan bir olgu değildir. Bilinmelidir ki artık her yapı, tüm enerjisini mahallen üretebilecek marifetlere sahip olarak tasarlanabilir.. Hatta beklenen kanunun desteği ile, enerjisini devlete satıp üste para bile kazanabilir. Bu yönde bir merakınız varsa, hayli dokümana ulaşabilirsiniz. Yoksa hiç mi ilginç ya da inandırıcı gelmiyor yatırımcılarla bu bedava yöntemler ?.. Yani paranız çok mu bol ?..
11- Sadece; kağıt toplamak, çöpleri ayrıştırmak, çevreye zararlı deterjan kullanmayıp, ampulleri tasarruflu olanlarla değiştirmekten ibaret bir çevreci eylemin mutluluğuna sığınıp, kendisini yeşil sanan otellerden misiniz ?.. Sizce bu işte bir eksiklik yok mu ?..
12- Hem hakiki bir çevreci olmaya, hem üste para kazanmaya, hem bu konulara duyarlı tüm müşterilerin tercih ettiği otel olmaya, hem de taşıdığınız misyonun öncülüğünü yaparak bu yaklaşımların çoğalmasına vesile olmaya var mısınız ?..
12 güzel rakam. Yani bir düzine etti sorgu sual... Biraz gayretle üç beş düzine daha çıkar ama, bence şimdilik yetsin.. Bu kadarı, genel bir sorgulama başlatmak için yeterli gibi geliyor. Ne zaman ki bu sektörde, “ülkemiz ve giderek evrensel değerler ve de sorunlara ilişkin insani bir sorumluluk” başlar, önerilen çözümlerin masraf çıkarıcı değil, aksine para kazandırıcı olduğu fark edilmeye ve hatta ispat edilmeye başlar, işte o zaman en az üç düzine önlem daha, benden size söz !…

