Escarus, Enerji Yatırımcılarına Yol Gösterecek

Hülya Kurt, Escarus Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı /

Hülya Kurt
Escarus Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı

Başta yenilenebilir enerji olmak üzere enerji yatırımlarına yönelik ciddi finansman desteğiyle bilinen Türkiye Sinai Kalkınma Bankası, bu alandaki birikim ve tecrübesini bu kez danışmanlık için kullanacak. TSKB’nin bir iştiraki olan Yatırım Finansman’ın ana hissedarlığında kurulan ve kısa adı “Escarus” olan kuruluş, geçtiğimiz nisan ayında faaliyetine başladı. Escarus, çevre, enerji, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik konularında danışmanlık yapacak. Sürdürülebilir kalkınma modelleri ve iklim değişikliği stratejileri konularındaki deneyimlerini iş dünyasıyla paylaşacaklarını söyleyen Escarus Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hülya Kurt, kuruluş amaçlarını, faaliyet konularını ve karbon ayak iziyle ilgili verecekleri hizmeti Yeşil Ekonomi’ye anlattı.

 

Türkiye Kyoto protokolünde taraf olmadığı gibi karbon emisyonunu azaltma konusunda ise gönüllü piyasada faaliyet gösteriyor. Buna karşın, çevre ve iklim değişikliği konuları giderek daha çok önem kazanıyor. Özellikle son dönemde yargıdan dönen hidroelektrik santral projeleri çevre konusunu daha fazla gündeme taşıyor. Bunun ardında ise enerji yatırımlarının başlangıcından inşaat aşamasına kadar, doğru ve çevreyle uyumlu bir şekilde yürütülmesi bulunuyor. Finansmanın bulunması, risklerin analiz edilmesi ve çevre etkilerinin doğru değerlendirilmesi gibi konular enerji yatırımları için hayati önemde. Bu alanda şirketlere danışmanlık hizmeti veren birçok kuruluşun olduğu biliniyor. Ancak bu danışmanlık şirketleri, çoğunlukla yatırımların belli bir aşamasında hizmet veriyor. Başta yenilenebilir enerji projeleri olmak üzere enerji yatırımlarına yönelik ciddi finansman desteğiyle bilinen Türkiye Sinai Kalkınma Bankası (TSKB), bu alandaki birikim ve tecrübesini bu kez danışmanlık için kullanacak. TSKB’nin bir iştiraki olan Yatırım Finansman’ın ana hissedarlığında kurulan ve kısa adı “Escarus” olan kuruluş, geçtiğimiz nisan ayında faaliyetine başladı. Escarus, çevre, enerji, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik konularında danışmanlık yapacak. Sürdürülebilir kalkınma modelleri ve iklim değişikliği stratejileri konularındaki deneyimlerini iş dünyasıyla paylaşacaklarını söyleyen Escarus Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hülya Kurt, kuruluş amaçlarını, faaliyet konularını ve karbon ayak iziyle ilgili verecekleri hizmeti Yeşil Ekonomi’ye anlattı.

Hülya hanım, Escarus ne demektir? Ne amaçla kuruldu?

Escarus Nisan 2011’de çevre, enerji, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik konularında danışmanlık yapmak üzere kuruldu. İsmimiz, faaliyet alanlarımızın İngilizce karşılığı olan kelimelerin baş harflerinden oluşmaktadır.

Çevre, enerji ve sürdürülebilirlik konularında uluslararası arenada kabul gören yaklaşımlarımızı, tecrübelerimizi Türk iş dünyasına kurumsal bir yapıda, Türk sanayiiinin dinamiklerini de çok iyi bilerek aktarmayı istiyoruz. Danışmanlık işinin ne kadar önemli ve iyi dizayn edilmediğinde ne tür sorunlara yol açtığını geçmiş yıllardaki tecrübelerimizle biliyoruz. Danışmanlık ile kurumsallık arasındaki sıkı bağın farkında olduğumuz için pazardaki ihtiyacı da görüyoruz.

Faaliyet konusunu biraz açabilir misiniz?

Faaliyet konularını enerji alanında; yenilenebilir enerji projeleri için teknik fizibilite değerlendirme raporu ve iş planlarının hazırlanması, projelerinin satış ve devirleri öncesi teknik, mali ve iktisadi inceleme ve değerlendirme (due diligence) ve enerji verimliliği alanında proje geliştirme ve finansman destekleri olarak özetleyebiliriz.

Çevre başlığında ise yatırım projelerinin çevresel, sosyal risk ve etkilerinin değerlendirilmesi, ÇED raporları için uluslararası alanda kabul gören çevresel yaklaşımlara göre “boşluk analizi yapılması, koruyucu ve önleyici eylem planlarının ve ilgili raporların hazırlanması, izleme ve değerlendirme çalışmaları (post-project monitoring and evaluation) olarak verebiliriz.

Sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği aşamalarında ise kurumsal karbon emisyon hesaplamaları, karbon ayak izi silme çalışmaları, sürdürülebilirlik raporlamaları ve stratejilerinin oluşturulması olarak kısaca verebilirim.

Peki bu hizmeti kimlere vereceksiniz?

Hedef kitlemiz ekonominin tüm paydaşları diyebiliriz. Yerli ve yabancı finans sektörü, bankalar, leasing firmaları, enerji sektöründe faaliyet gösteren kurumlar, yerli ve yabancı endüstriyel firmalar, belediyeler, hizmet sektöründe yer alan firmalar. Özetle iklim değişikliği, çevre, enerji ve sürdürülebilirlik konusunda tüm ilgili kurum ve kuruluşlara yüksek standartta çözüm üretilecek.

TSKB ile bağlantınız ve ilişkiniz ne düzeydedir?

Escarus bağımsız bir şirket. TSKB’nin bir iştiraki olan Yatırım Finansman’ın ana hissedarlığında kuruldu. O nedenle hizmet verdiğimiz müşteriler konusunda TSKB’den bağımsız hareket edebileceğiz. TSKB ile rakip olsun olmasın, Escarus’la iş yapacak her kurum bizden etik kurallara uygun, ilkeli, bağımsız ve objektif bir hizmet alacak.

İklim değişikliği ile mücadele ve sürdürülebilirlik neden önemli?

Sanayileşmeye paralel artan sera gazı etkisi sıcaklıkların yükselmesine, buzulların erimesine, taşkınlara, uzun süreli kuraklıklara ve doğanın zarar görmesine yol açıyor. Örneğin, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) hesabına göre, 2100 yılı itibarıyla ortalama sıcaklığın, eğer bir önlem alınmazsa, 1.8- 4°C arasında, en kötü senaryo dahilinde ise 6.4°C artacağını öngörüyor.

Sürdürülebilirliğin çok basit tanımlarından biri gelecek kuşakların da bugünün imkanlarına sahip olarak yaşamlarına devam edebilmesi. Dolayısıyla iklim değişikliği konusunun başarılı bir şekilde yönetilmesi gerekiyor ki sürdürülebilirlik sağlanabilsin. Bu sebeple bu iki konunun birbirini etkileyen ve çözümünde düşük karbon ekonomisi ve sürdürülebilir kalkınmanın yer aldığı ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için global anlamda çözmemiz gereken bir denklem olduğunu düşünüyorum.

İklim değişikliği ile mücadelede iş dünyasına ve finans kuruluşlarına düşen görevler nedir?

Sadece iş dünyası ve finans kuruluşlarına değil ekonominin tüm paydaşlarına görevler düşüyor. İş dünyası artık iş, ürün, hizmet tanımlarını ve süreçlerini iklim değişikliğini gözeterek gözden geçirmeli. Öncelikle kurumsal sera gazı envanterini çıkarmalı, birim ürün, hizmet başına ne kadar sera gazı oluşuyor bunu bilmeli ki, azaltmak için plan yapabilmeli. Artık iş dünyasında yeni bir varlık tanımı var. Kurumsal karbon ayak izi. Kurumsal çevre etkilerini tanımlama ve bunu azaltmak için sistematik yollar izlenmeli. Bir de önümüzdeki dönemde şeffaf olmak büyük önem kazanacak. Finans dünyası ise konuya risk ve fırsat boyutlarıyla bakmalı. Çevresel ve sosyal risklerin, projeyi tamamlama aşamasında nasıl etkileyeceğinin gözetilmesi çok önemli. Projeyle oluşacak çevresel ve sosyal risklerin neler olduğu, bu etkilerin nasıl azaltılacağı ve özellikle yöre halkının haklarını da dikkate alarak sürecin iyi yönetilmesi gerekiyor. İklim değişikliğinin önlenmesi konusunda atılacak adımların desteklenmesi, bu konularda yeni ürün ve kredilerin sunulması da finans sektörü için işin fırsat boyutunu oluşturuyor. Örneğin, sürdürülebilir kalkınma, temiz teknolojiler, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği finansmanında yeni ürünler geliştirebilir, ayrıca finans kuruluşlarının kendileri de bu konularda aksiyon alarak, duyarlı davranarak örnek olabilir.

Türk işdünyasının iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik çalışmaları ne düzeyde ve bunların artması için yapılması gerekenler nelerdir?

Öncelikle bu konunun önemi konusunda duyarlılığın artması gerekiyor. Diğer taraftan iklim değişikliği ile mücadele ulusal bir plandır. Kamu ve özel sektörün işbirliği içinde olmalı. İklim değişikliği konusunda halihazırda Kyoto Protokolü vardır ve emisyon indirimi taahhüdünde bulunan ülkelerin sanayileri belirlenen hedeflere uymakla yükümlü. Kyoto Protokolü 2012 sonunda sona erecek ve 2013-2020 arasını kapsayan yeni bir dönem başlayacak. Türk sanayii için bu dönemde emisyon azaltım zorunluluğu gelip gelmeyeceği belli değil. Ancak Türk sanayiinin özellikle enerji yoğun sektörlerden başlamak üzere emisyonlarını önce ölçmek ve ardından da azaltmak üzere sistematik yaklaşımlara girmesi artık bir gerekiyor.

Türkiye’de iklim değişikliği ile mücadele için kamu kesimine ne gibi görevler düşüyor?

İklim değişikliğini ve bu konuda izlenecek ulusal strateji konusunda kamu kesimi uzun süredir ciddiyetle çalışıyor. Duyarlılığın artırılması ve gerekli altyapının kurulmasına öncülük ediyor, bunları memnuniyetle takip ediyoruz.

Gelinen aşamada; sera gazı emisyonlarının hesaplanmasında Türkiye’nin resmi olarak kabul ettiği ulusal bir standardının olması gerekiyor, bu çalışmanın bir an önce tamamlanması ve reel sektörle paylaşılması gerekiyor. Şu anda ulusal emisyon doğrulama (verifikasyon) standardımız da bulunmuyor. Ulusal emisyon faktörleri de hesaplanmalı. Bu hesaplamalar periyodik olarak güncellenmeli ve resmi olarak duyurulmalı.

Türkiye karbon ticareti konusunda ne aşamada? İşdünyasında buna yönelik bir atak var mı?

Türkiye’de üretilen karbon varlıkları sadece gönüllü piyasa için geçerli. Global ekonomik kriz karbon ticaretinde talebi azaltınca, Türkiye karbon ticaretini maalesef dar bir alana sıkıştırdı. Türkiye’de karbon ayak izini silme konusunda duyarlılık çok düşük. Harekete geçen firma sayısı da bir iki tane. Ekonomik krizle birlikte dünyadaki gönüllü karbon ticareti borsası da çok daraldı.

Özellikle karbon ayak izi silme konusu gönüllülük esasıyla yapıldığı için müşteriler alacakları kredi türü konusunda da daha seçici olmaya başladı. Alacakları karbon varlığının geliştirildiği projenin yüksek sürdürülebilirlik kriterlerine sahip olması yani, çevreye, doğaya, floraya, faunaya, yerel halka zarar vermemesi, doğal kaynakları tahrip etmemesi isteniyor.

Son iki yılda yapılan iklim değişikliği konferanslarında NAMA’lar,(Ulusal Uygun Azaltma Eylem Planları) ön plana çıkmaya başladı. Bu konu Türkiye karbon ticareti için de bir açılım getirebilir, bekleyip göreceğiz.

İklim değişikliği ile mücadelede gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkeler arasında ne gibi farklar var?

Gelişmiş ülkeler kalkınma süreçlerini tamamlamış ve şu anda kurulu sanayilerinin iklim değişikliği etkisini azaltmakla uğraşıyorlar. Gelişmekte olan ülkelerin ise hem yatırım yapması ve kalkınması hem iklim değişikliğini gözetmesi gerekiyor. İkisini bir arada yürütmek çok kritik ve maliyetli, dolayısıyla gelişmekte olan ülkelerin bu süreçte finansal olarak da desteklenmesi gerekiyor. 

Gelişmiş ülkeler yenilenebilir enerjiye geçmeye çalışırken gelişmekte olan ülkeler ucuz olduğiçin fosil yakıt kullanımını artırmaya devam ediyor. Bu anlamda gelişmiş ülkelere ne tür görevler düşüyor?

Konuya yenilenebilir enerji ve fosil yakıt olarak değil de sürdürülebilir kalkınma ve güvenilir enerji olarak bakmayı tercih ederim. Yenilenebilir enerji kaynakları maksimum oranda kullanılmalı. Ancak bu enerjiler günün 24 saatinde veya yılın 365 günü üretilmesi yüzde 100 garanti edilen enerjiler değil. Enerjide arz güvenliğine ulaşabilmek için fosil yakıtlarla üretilen enerjiye hep ihtiyaç olacak. Önemli olan iki tür arasında optimum dengeyi kurabilmek. Ve en önemlisi enerji verimliliğini her alanda hayata geçirerek az tüketmeyi başarabilmek. 

Kamu ve özel sektörde karbon azaltım projeleri ne aşamada?

Hidroelektrik ve rüzgar enerjisi santralleri, karbon azaltımına destek sağlayan projeler olarak sertifikalandırılıyor. Bunun dışında, enerji verimliliği projeleri de son yıllarda gerçekleşmeye başladı, bunun da artarak devam edeceğini tahmin ediyoruz.

Son olarak, yeni ve farklı bir hizmetiniz olacak mı?

Şirketlere yönelik olarak özellikle tedarik zincirlerini de dikkate alarak İklim Değişikliği Yönetim Stratejisi’nin oluşturulması ve yönetilmesi, kurumsal karbon ayak izlerinin hesaplanması ve silinmesi konularında çok özel hizmetlerimiz olacak. Çok yakında bu konulardaki hizmet detaylarımızı sizlerle paylaşacağız. 

Birden fazla alıcı için adresler arasında virgül kullanınız.