Durban’da Neler Oldu? Durban İklim Değişikliği Konferansı’nın Sonuçları
“Ancak özgür insanlar müzakere yapabilir. Senin ve benim özgürlüğüm farklı olamaz (ayrı tutulamaz).”
Nelson Mandela
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Taraflar Konferansı’nın 17’nci ve Kyoto Protokolü Taraflar Konferansı’nın 7’nci Toplantıları (UNFCCC COP17/CMP7), 28 Kasım – 9 Aralık 2011 tarihleri arasında Güney Afrika’nın Durban Kentinde gerçekleştirildi. Durban Konferansı’nın öncelikli amacı, ötekilerin yanı sıra, Kyoto Protokolü’nün 2008-2012 birinci yükümlülük döneminin sonrasında, örneğin 2020 yılına kadar ve sonrası için, gelişmiş ülkelerin sayısal sera gazı salımlarını azaltma ve mali- teknolojik yükümlülüklerini belirlemek ve Yeşil İklim Fonu’nun uygulanmasını sağlamak olarak özetlenebilir.
Devamı için tıklayınız →
Kyoto ölmedi ama ağır yaralı
Güney Afrika’nın Durban kentinde iki hafta süren görüşmeler iklim değişikliğini durdurmak için hangi ülkelerin niyetli hangi ülkelerin ise umursamaz olduğunu gösterdi. Maskeler düştü. İyi, kötü ve çirkin belli oldu.
Özgür Gürbüz iklim konferansının sonuçlarını özetledi
Durban’a giderken elde, gelişmiş ülkelerin seragazı emisyonlarını 2012 sonuna kadar 1990 yılı seviyesinin yüzde 5,2 aşağısına çekecek bir anlaşma vardı. Yasal bağlayıcılığı olan ve 192 ülke ile bir birliğin imzasını taşıyan eldeki tek metin Kyoto Protokolü’ydü. 2012 sonunda ilk yükümlülük dönemi bitiyordu ve yerine bir şey konmazsa (ikinci yükümlülük dönemi) iklim mücadelesi dipsiz kuyuya itilmiş olacaktı. Bilim, 2050’ye gelindiğinde gelişmiş ülkelerin seragazı emisyonlarını 1990’a göre yüzde 80 oranında azaltması gerektiğini söylüyor. Görüldüğü gibi daha işin başındayız. Tüm bunları bilerek gittiğimiz Durban’dan şu sonuçlarla döndük:
•Kyoto Protokolü’nün ikinci yükümlülük dönemi belirlendi ve protokol hayatta kaldı. İkinci dönem 1 Ocak 2013’te başlayacak ve 31 Aralık 2017’de veya 31 Aralık 2020’de bitecek. Bitiş tarihi üzerinde yeni müzakerelere ihtiyaç duyulacak.
•Seragazı emisyonlarının ne kadar indirileceği şimdilik belirsiz. Anlaşma metininde amaç 2020’ye kadar seragazı salımlarını 1990 yılına göre yüzde 25 ila 40 oranında azaltmak olarak belirtildi ancak bu hedef bağlayıcı değil. Bolivya bu konuda haklı bir itirazda bulundu ki ben de aynı görüşteyim. Hedefi aynı Kyoto’nun ilk döneminde olduğu gibi tek bir rakama bağlamak ve bağlayıcı bir hedef olarak belirlemek lazım.
•Kyoto’ya taraf, EK-1 diye adlandırılan listedeki gelişmiş ülkeler, 1 Mayıs 2012’ye kadar Sekretarya’ya ikinci döneme ilişkin hedeflerini bildirmek zorunda. Bu tarihte Kyoto’ya devam kararı alan ülkelerin asıl rakamlarını göreceğiz. Önümüzdeki kritik tarih 1 Mayıs.
•Kanada ve Japonya ikinci döneme katılmayacaklarını açıkladı. Rusya ise indirim hedefi belirtmeyeceğini söyledi. ABD yine yok. Böyle olunca küresel emisyonların neredeyse 3’te birini salan bu dört ülke sorumluluk almamış oluyor. Bu sürdürülebilir değil.
•Durban’ın bir sonucu da, 2020 sonrası Çin ve Hindistan gibi büyük miktarda seragazı salımı yapan ülkelerin de bağlayıcı hedef alacaklarına dair verdikleri sinyallerdi. Ancak 2020’ye kadar seragazı indirimi konusunda gelişmiş ülkeler üzerlerine düşeni yapmazlarsa, Çin’in sürece katılmasının bir anlamı kalmayabilir. Çünkü bilimsel raporlar, küresel ve herkesin sorumluluk aldığı bir anlaşmanın hayata geçmesi için 2017’nin en son tarih olduğunu söylüyor.
•Yeşil İklim Fonu’nun organizasyonu konusunda da anlaşıldı. 2020’den itibaren gelişmekte olan ülkelere her yıl 100 milyar dolar yardım yapılacak. Paranın kaynağı ise hala belli değil.
Durban’daki iklim konferansının ana sonuçları bunlar. Kyoto’nun hayatta kalması bir teselli olsa da acı gerçek dünyanın en büyük ekonomilerinin sorumlulukları arttıkça süreçten ayrılmaya başlaması oldu. Kötüler ortaya çıktı. ABD, Kanada, Rusya ve Japonya’yı bu listenin en başına yazabilirsiniz. İyiler kim derseniz, küçük ada devletleri, az gelişmiş ülkeler ve onları yalnız bırakmayan Avrupa Birliği diyebilirim. Çirkinler grubuna ise petrol kaynakları nedeniyle görüşmeleri tıkamaya çalışan Suudi Arabistan ve Venezüella konulabilir. Suudi Arabistan’ın petrol gelirleri azalacak argümanıyla tazminat istemesi, Venezüella’nın son gece Avrupa Birliği’ne yaptığı anlamsız çıkış sevimsizdi. Türkiye ise her zamanki gibi ortalarda görünmemeyi tercih etti. İki çevre bakanı da toplantılara gelmedi. İklim Baş Müzakerecisi Mithat Rende’nin belki de yüzyılın en önemli iklim toplantısında olmayışı anlaşılır gibi değildi. Durban toplantısı bize bir kez daha acı gerçeği gösterdi. Milyarlarca canlının hayatını etkileyen bir anlaşmanın kararını verenler dünyadaki halklar değil hükümetleri kontrol eden birkaç büyük şirket oldu. Kamuoyu ve bilimin desteğine rağmen buradan dünyayı kurtaracak bir anlaşma çıkmaması başka nasıl açıklanabilir?
Durban çıktıları bizi nereye götürecek?
Geminin kaptanı bütün mürettabatı toplar. Size bir iyi, bir de kötü haberim var der. İyi haberi soranlara “11 dalda Oskar alacağız”. Kötü haberi söylemesine ise gerek yoktur. Çünkü geminin adı Titanik idi ve 1997’de filmi Oskar almıştı.
Durban’da tamamlanan 17. Taraflar Konferansı sonrasında gelen haberler bir başarı olduğu yönündeydi. Başarı tarafların pozisyonuna göre değişen bir konu. Tarafların müzakere başarısı iyi haber olsa da, küresel iklim değişikliği açısından ise durumumuz Titanik’ten farksız.
Prof. Dr. Murat Türkeş Yazdı
Durban İklim Değişikliği Toplantıları Küresel Isınmanın 2 °C’nin Altında Sınırlandırılması İçin Yaşamsaldır: Öyleyse 2012 Sonrası İçin Mutlaka Salım Azaltma ve Sınırlandırma Hedefi Öngören Yasal Bir Antlaşmanın Kabul Edilmesi Gerekir.
Günün Fosili ABD’nin Kanada Takipte
ABD, 7 Aralık Çarşamba yasal yükümlülük alma konusunda hala yan çizdiği, Kanada ise 6 Aralık Salı günü Kyoto Protokolü’nün ikinci döneminde yer almak istemediği için Günün Fosili Ödülü’nü aldı.
Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz Durban’a Geliyor
Durban’daki zirvede üst düzey görüşmeler başladı ve bu süreç sırasında Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz da bir konuşma yapacak. Yılmaz’ın Türkiye adına ne söyleneceği merakla bekleniyor. Öte yandan iki çevre bakanı olan Türkiye’nin Durban’da Kalkınma Bakanı Yılmaz tarafından temsil edilmesi de eleştiriliyor. İklim Baş müzakerecisi Mithat Rende de burada yok. Türkiye’nin 2020 yılına kadar artıştan yüzde 20 azaltım tahhüdünü resmi olarak Sekreterya’ya sunup sunmayacağı henüz belli değil. Bu hedefin hangi projeksiyona göre yapıldığı da muallak. Türkiye, kısaca ben 2020’de 100 birim seragazı salacaksam bunu 80 yapmaya hazırım diyor ama 2020’de ne kadar salım yapacağı konusunda temel alınan kıstasların ve projeksiyonun detayları henüz bilinmiyor. Yine de bu 2020 rakamının 1990 yılının 3 katı civarında olacağı söylenebilir.
Dünyayı Kirletenlerin Listesi
Durban’da bir yandan müzakereler sürüyor bir yandan da sivil toplum örgütleri görüşmeleri tıkadığını düşünen firma ve kuruluşları hedef alan açıklamalar yapıyorlar. Bunlardan iki tanesi hem Durban’da hem de dünyada oldukça ses getirdi. İlki kömür madenleri, kömürlü termik santraller ve finans sektörünü ilgilendiriyor. Dört sivil toplum örgütü (Urgewald, Groundwork, Earthlife Africa ve Bank Track) geçtiğimiz hafta Durban’daki iklim konferansı sırasında kömüre en çok kredi veren 93 bankayı açıkladı. Çalışma kömür madeni işleten dünyanın en büyük 31şirketiyle, kömür santrali çalıştıran yine dünyanın en büyük
Önder Algedik yorumluyor: Durban’da Günü Anlama Kılavuzu
10 Aralık Cumartesi sabahı itibariyle ülkeler bakanlar seviyesinde temsil edildikleri bir müzakereye tekrar oturuyorlar. Toplantıların sonunda özellikle tercih edilen bu tür toplantılar bu sefer Zulu geleneklerine uygun bir şekilde indaba adıyla yapılıyor. Zirvede çözülen bir dizi madde varken aşılamayan temel konular sonuç çıkmasını engelliyor. Çıkacak anlaşma, iklim meselesindeki “kısıtları” çözen bir “sorumluluk paylaşımı” aslında.
Cuma günü saat 15′de başlayan sivil toplum eylemi Afrika ve ada devletlerini çözüm için desteklerken 2 saat boyunca zirveyi sloganlarla doldurdu.
İklim Kısıtları neler?
Tartışmanın temel noktası aslında karbon bütçesi. 2012 sonrası için uzun vadeli işbirliğinin tanımlandığı LCA metninin 38. maddesi bir karbon bütçesine atıfta bulunuyor. Bu bütçe, kalan karbon salımı yapabileceğimiz kapasiteyi nasıl aşmayacağımızı anlatıyor. Bu bütçeyi yaparken milyonda 450 parçaçık karbondiksit salımını hedeflersek ayrı bir bütçe, 350’yi hedeflersek de daha az bir bütçe karşımıza çıkıyor. Ancak, 450 ppm senaryosu çok riskli. Diğer bir konu ise bu bütçe için hızlı mı başlayacağımız, yoksa ağırdan mı başlayacağımız. Ağırdan başlasak bile, gelişmekte olan ülkelerin 2017’den sonra azaltım yapma zorunluluğu bilimsel veriler ışığında metne işlenmiş durumda.
Sorunsa burada. Kim ne kadar yükümlülük alacak ve bunu gerçekleştirecek adımlarda ne role sahip olmaya başlayacak soruları çok kritik. İşte bu 7 temel müzakere konusu, ülkelerin en fazla polemik yaptığı alan.
7 Temel Müzakere Konusu
1- Azaltım Fonu: İklim değişikliğinin yarattığı etkiye karşı gelişmete olan ülkelerin uyum sağlamasının nasıl finanse edileceği önemli. Bu konu az gelişmiş ülkeler ve risk altındaki ada devletleri için ciddi bir konu!
2- Temiz Kalkınma Mekanizması: Gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerde yaptıkları azaltım projeleri yatırımları ile elde ettikleri bir kredi mekanizması. Böylece, kendi ülkelerinde pahalı olan azaltım çalışmalarına gelişmekte olan ülkelere yatırım yapark dengelem fırsatı veriyor. Kyoto’nun 2. Yükümlülük döneminde nasıl işleyeceği tartışamalardan biri.
3- Yeşil İklim Fonu: Kopenhag’da karara bağlana bu fon, şimdiye kadar hep gündemde. 2020’ye kadar her yıl gelişmiş ülkeler tarafından gelişmekte olan ülkelerin azaltımı için 100 Milyar dolar sağlama sözü verildi. Bu konu paranın nasıl verileceği, nasıl etkin kullanılacağı soruları ile gündemde.
4- MRV: Ölçülebilir, raporlanabilir ve doğrulanabilir kelimelerinin baş harflerinde oluşan salımların doğru raporlanması için kullanılan bu ifade, gelişmiş ülkelerin geçmişte ve gelecekte yaptıkları salımların doğru takibi için önemli.
5- Gelişmekte olan ülkeler için MRV: Gelişmekte olan ülkelerin raporlamalarının eksiksiz olması hem sözleri takip etmek, hemde ülkelerin durumlarını bilmek için kritik. Bu yüzden de ABD en sıkıştığı anlarda Çin’in MRV sisteminin şeffaf olmadığı eleştirisini getiriyor.
6- Teknoloji Transferi: Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerin gerekli teknolojiyi kullanmaları ve bunun finansmanı hep güncel bir konu. Temelde enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji konusu en önemli iki alanı.
7- REDD: Ormansızlaştırma ve orman alanlarının bozulmasından kaynaklanan salımların azaltılması anlamına geliyor. Karbon yutaklarını korumak açısından oldukça önemli. Ancak, yerel halklar bu işin aşırı ticarileşmesi ile kendi yaşam alanlarının büyük şirketler tarafından alınmasından korkuyorlar.
Yaşama hakkı müzakere edelemez!
Bilimsel çalışmalar, küresel düzeyde salımların 2015’e kadar azaltılmaya başalamasını, 2020’ye kadar %25-40 civarında 1990 yılına göre azaltılmasını şart koşuyor. Eğer, zirveden bunu sağlayacak çabuk bir anlaşma için keskin bir karar çıkmazsa, 2015’ü yakalamak mümkün görünmüyor. 2015 sonrasına sarkan ve karbon bütçesini aşan başka opsiyonlar ise gezegenin felaketini hazırlayacak. Böyle giderse gezegenimiz 2 derece küresel ısınma kritik sınırını geçecek görünüyor. Çözüm için kararın hızlanması, müzakere eden ülkelerin politikacıları ve onlara basınç uygulayan bilimsel çıktılar, sivil toplum eylemleri ile bu noktaya geldi. Ciddi bir şekilde “yaşama hakkı müzakere edilemez” söylemi çerçevesinde karara katılımın yükselmesi ise, Durban zirvesinin çıktısı ne olursa olsun, çözümü de hızlandıracaktır.
İklim konferansına protesto damgasını vurdu
Durban’daki taraflar toplantısının (COP17) son resmi gününde büyük bir protesto yapıldı. Müzakerelerin iklim değişikliğini durdurmaya yetecek bir sonuçla noktalanmayacağını düşünen aktivistler öğleden sonra saat 15:00′de (9 Aralık) konferans merkezinin içerisinde biraraya geldi. İki saatten fazla süren eylem nedeniyle görüşmelere uzun bir ara verilmek zorunda kaldı.
Eylem, saat 15′de başlaması planlanan Uzun Dönemli İşbirliği Geçici Çalışma Grubu’nun toplantısını hedef almıştı. Toplantı salonu Baobab’a yaklaşık 100 metre uzaklıktaki giriş kapısında yavaş yavaş toplanan eylemciler, yerel dil Zuluca şarkılar söyleyerek Baobab’a yürümeye başladılar.
Kısa bir süre sonra eylemcilerin önü BM polisi tarafından kesildi. Göstericiler buna rağmen şarkı ve sloganlarına ara vermediler. “Afrika’yla omuz omuz”, “Halkı değil kirletenleri cezalandır”, “İklim katilleri” sloganları toplantı merkezinde yankılandı. Polis bu sırada göstericileri arkadan da çevirdi ve çembere aldı.
Göstericiler hem slogan hem de şarkılarla tam iki saat, bir saniye bile nefes almadan sloganlarına devam ettiler. Zaman zaman eylemcilerin bazıları, ülkelerinde iklim değişikliğinin etkilerini sloganlarla anlattılar. Ada Devletleri delegasyonundan temsilciler de eylemcilere destek verdi. Maldivler delegasyonundan bir kişi söz aldı ve slogan attırdı. Polisle yaptıkları pazarlıktan sonra sayıları zaman içerisinde azalan göstericilerden 50 kadarı konferans salonunu terk etti ve giriş kartları ellerinden alındı.
Durban’da masadaki seçenekler
Durban’da toplantının son günü oldukça hareketli başladı. Görüşmelerin bugün geç saatlere kadar süreceği hatta 10 Aralık 2011 tarihine sarkabileceği konuşuluyor. Dün (8 Aralık) yapılan üst düzey toplantıda bakanların konuşmaları akşam saatlerinde tamamlandı. Akşam 9 sularında buraya, Güney Afrika’ya özgü bir toplantı yapıldı; Indaba. Indaba, sorunun muhatabı herkesin bir araya gelip açıkça konuştuğu bir toplantı. Durban’da dün akşam yapılan Indaba toplantısı bakanlar içindi. Resmi dili bir kenera bırakıp, üzerinde anlaşılması umut edilen metinleri tek tek ele aldılar. Sonuçta beş seçenek ortaya çıktı. Bu seçeneklere buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Aşağıda, bu seçenekleri sizler için kısaca özetlemeye çalıştım.
Seçenek 1:
Amaç: Kyoto veya İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında yeni bir anlaşma.
Araç: Yeni bir Uzun Dönemli İşbirliği Geçici Çalışma Grubu’nun burada ya da bir başka COP toplantısında kabulü.
Zaman: Yeni veya devam niteliğindeki protokolün 2012 veya en geç 2015′te kabulü.
Seçenek 2a:
Amaç: Kyoto veya İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında yeni bir anlaşma.
Araç: Yenilenmiş bir amaçla/emirle yapılandırılan Uzun Dönemli İşbirliği Geçici Çalışma Grubu
Zaman: Yeni veya devam niteliğindeki protokolün 2012 veya en geç 2015′te kabulü.
Seçenek 2b:
Amaç: Yasal bir çıktı (Bali temelli)
Araç: Uzun Dönemli İşbirliği Geçici Çalışma Grubu
Zaman: Yasal çıktının 2012,2013 veya 2015’te kabulü.
Seçenek 2c:
Amaç: Bali temelli bir dizi karar alınması.
Araç: Uzun Dönemli İşbirliği Geçici Çalışma Grubu
Zaman: Kararların 2012,2013 veya 2015’te kabulü.
Seçenek 3:
Amaç: Bali’de elde edilen çıktıları COP’larda (Taraflar Toplantısı) alınacak bir dizi kararla hayata geçirmek ve 2020 sonrası süreci başlatmak.
Araç: Bali kararları Uzun Dönemli İşbirliği Geçici Çalışma Grubu’yla tamamlanacak ve 2020 sonrası yeni bir Uzun Dönemli İşbirliği Geçici Çalışma Grubu kurulacak.
Zaman: Yok.
Kısa değerlendirme:
Seçenekleri kısaca değerlendirirsek, Seçenek 3 olabilecek en kötü alternatif. Süreci 2020 sonrasına erteleyerek ABD, Rusya ve Japonya gibi ülkelerin isteklerini öne çıkartıyor. Diğer seçeneklerde ise yeni bir sözleşme kulağa hoş gelse de, yeniden başlamanın zaman kaybı ile daha fazla gecikmeden sonuç olmak kolay görünmüyor.
Seçenek 1 ise, yeni bir çalışma grupları kurması ile süreci yenilemesi tehlikesine sahip. Bu nedenle öncelikli bir tercih değil.
Bu durumda, iklim değişikliğini daha fazla gecikmeden alınması için 2. alternatifin seçenekleri daha öne çıkıyor.



